Telefonlarımızda binlerce ekran görüntüsü, fotoğraf, tarif ve alıntı birikiyor. Oysa çoğuna bir daha hiç bakmıyoruz. Psikologlar bu alışkanlığı unutma korkusu, gelecekteki bir fırsatı kaçırmama isteği ve anlık güvenlik ihtiyacıyla açıklıyor. Kaydet tuşuna basmak, önemli bilginin artık güvende olduğu hissini yaratıyor ve en azından işin bir kısmının yapıldığı duygusunu veriyor. Ancak sorun, arşiv o kadar büyüdüğünde başlıyor ki aradığınız içerik aslında o yığının içinde kaybolup gidiyor. Psychology Today'de yer alan bir yazıda bu durum detaylıca ele alınıyor.
Önemli bilgiyi kaybetme korkusu
İnsan hafızası sınırlı ve hiç kimse gün içinde gördüğü her şeyi hatırlayamıyor. Ekran görüntüsü aldığımızda ya da bir fotoğrafı kaydettiğimizde, bilgiyi saklama sorumluluğunu telefona devrediyoruz. Böylece o bilgiye ihtiyaç duyduğumuzda ulaşabileceğimize dair bir güven duyuyoruz.
Psikologlar bu sürece bilişsel boşaltma adını veriyor. İnsanlar akıllı telefonlar, defterler, bilgisayarlar ve takvimler kullanarak hafızalarındaki yükü azaltıyor ve hatırlama işini harici bir cihaza yüklüyor.
Ancak kaydetmek çoğu zaman nihai hedef haline geliyor. Bilgi telefona bir kere kaydedildi mi, beyin onu artık korunuyor olarak kabul ediyor ve kişi o bilgiyi düşünmeyi bırakıyor.
Ekran görüntüsü gelecekteki fırsatı da saklıyor
Kaydedilen her fotoğraf sadece bir bilgi değil, aynı zamanda gelecekte yapılacak bir eylem için de bir fırsat. Bir yemek tarifinin ekran görüntüsü, bir sonraki yemeğin hayalini taşıyor. Bir kitabın fotoğrafı, bir gün okunacağına dair bir söz veriyor. Bir tatil destinasyonunun karesi ise gelecekteki bir seyahatin planı oluyor.
Böylece kişi ilk adımı attığını hissediyor. Aslında niyet henüz gerçekleşmiş değil, ama onu kaydetmek küçük bir psikolojik ödül sağlıyor ve kişi kendini düzenli hissetmeye başlıyor.
Bazı insanlar bu tür fotoğrafları geleceğe yatırım olarak görüyor. Onları hedefler, niyetler ve motivasyonla ilişkilendiriyor, oysa çoğu zaman o fotoğraflara bir daha dönmüyorlar.
Dijital sigorta rahatlatıyor
İçerik kaydetmek aynı zamanda psikolojik bir sigorta görevi de görüyor. İnsan tıpkı yağmur yağıp yağmayacağından emin olmadığında şemsiyesini alması gibi, 'her ihtimale karşı' ekran görüntüsü alıyor.
O bilgi bir daha asla kullanılmasa bile, saklandığı ve gerektiğinde kolayca bulunabileceği düşüncesi insanı rahatlatıyor. Telefon yavaş yavaş kişinin kendi hafızasından daha çok güvendiği bir dış belleğe dönüşüyor.
Bu durum, görünüşte gereksiz fotoğrafları silmenin neden bazen tereddüt yarattığını da açıklıyor. O fotoğrafların o an için pratik bir değeri olmayabilir, ama yine de saklı bir fırsatın hissini taşıyorlar.
Arşiv ne zaman dijital çöpe dönüşüyor?
Ters etki, içerik çok fazla olduğunda ortaya çıkıyor. Yüzlerce ya da binlerce düzensiz görüntü, aslında uğruna kaydedildikleri o tarifi, alıntıyı ya da faydalı tavsiyeyi bulmayı zorlaştırıyor.
Huzur vermesi gerekirken devasa arşiv, gerginlik yaratmaya ve kontrol kaybı hissi doğurmaya başlıyor. Kişi ihtiyacı olan bilginin telefonunda bir yerlerde olduğunu biliyor ama neredeyse birbirinin aynısı dosyalar arasında onu bulamıyor.
Bu döngüyü kırmanın yolu, içerikleri periyodik olarak gözden geçirip silmekten geçiyor. İşe yarar ekran görüntüleri net klasörlere ayrılabilir, pratik ya da kişisel değeri olmayanlar ise telefon bir unutulmuş niyetler deposuna dönüşmeden temizlenebilir.