Demokrasi Araştırmaları Merkezi kıdemli analisti Tihomir Bezlov, bTV'nin "Bu Sabah" programında yaptığı açıklamada, asıl büyük sorunun ortaya çıkan gençlik grupları olduğunu belirtti. Bezlov, "'Kan ve Onur' grubu daha 2001 yılında ortaya çıkmıştı. O dönemde Roman kökenli bir gencin bıçaklanması ve siyasi parti kurma girişimi yaşandı. Bu ağ biliniyor, ancak dönem dönem görmezden geliniyor" dedi.
Bezlov sözlerini şöyle sürdürdü: "Yıllar içinde Bulgaristan'da bu tür birkaç grup olduğuna dair çeşitli bilgiler gündeme geldi. Ancak suçlamalar yöneltildiğinde odak noktası her zaman suçun kendisi oluyor, gruplar değil."
Bezlov, Gençlik Tepesi'nde (Mladezhki Halm) yaşanan ve bir gencin hayatını kaybettiği bu çok ağır olayın ardından, konunun daha fazla dikkat çekeceğini ve bu tür neo-Nazi gruplara karşı ciddi adımlar atılacağını umduğunu ifade etti.
"Her durumda sistematik bir çalışma yapılmıyor ve konu gündemden düşüyor. Asıl sorun altyapıda. Reşit olmayanlar ve küçükler için cezai tedbirlerle ilgili sistem çökertildi. Şimdi okullar, kurumların itibarının zedelenmemesi ve öğrenci kaybı yaşanmaması için şikayette bulunmaktan kaçınıyor" diyen Bezlov, eksikliklere dikkat çekti.
Beklenen yasaların bir türlü çıkarılamadığını hatırlatan Bezlov, "Reşit olmayanlar ve küçükler suç işlediğinde onlara karşı yapılacak hiçbir şey yok" ifadelerini kullandı.
Psikiyatr Dr. Veselin Gerev ise konuya farklı bir pencereden bakarak şunları söyledi: "Bu gençlerin Nazi ideolojisinden tam olarak haberdar oldukları fikrinden çok uzağım. Bence bu aşırı uç gruplar, bu insanların zihnindeki büyük bir ruhi boşluğu doldurmayı hedefliyor. Öncelikle ailedeki empati boşluğu devreye giriyor; bunlar genellikle çocuklarının istekleriyle baş etmekte zorlanan bekar ebeveynler."
Gerev, "Her zaman bir lider vardır ve grup onun etrafında şekillenir. Eğer bir ebeveyn bu sürece dahil olursa, haliyle çocuğu da bu tür şeylere teşvik etmiş olur. İnsanda dürtüsel saldırganlık ve başkalarına zorbalık yapma eğilimi yoksa, bu tür gruplara bulaşmaz. Çok büyük bir gerilim içinde yaşıyoruz ve bir noktada bu gerilim patlak veriyor" diye konuştu.
Bezlov, bu gençlerin çok büyük bir kısmının şifreli ağlar üzerinden iletişim kurduğuna dikkat çekerek, "Ne yazık ki İçişleri Bakanlığı'nın bu konuda çok sınırlı bir kapasitesi var" dedi.
Açıklamasını sürdüren Bezlov, "Küçüklerin ve reşit olmayanların bu sapkın davranışlarını sınırlamak için özel bir mahkeme kurulacağı ve bu yaş grubunun davranışlarıyla ilgilenecek yapılar oluşturulacağı söz verilmişti. Ancak ne mahkeme kuruldu ne de bu yapılar hayata geçirildi" şeklinde konuştu.
Denetimli serbestlik merkezleri ve ıslah programlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Bezlov, kullanılmayan büyük bir potansiyel olduğuna işaret etti: "Disiplin sağlayıcı kurumlar konusunda büyük bir boşluk var. Şu anda Gençlik Tepesi'ndeki çocuklar gibi bir şey yaparsanız, sadece bir komisyonun karşısına çıkıp 'bir daha yapmayacağım' diye söz veriyorsunuz."
Bezlov, "Eğer onları birkaç yıllığına hapsetmeye kalkarsanız, hapisten çok riskli bireyler olarak çıkacaklar" uyarısında bulundu.
Dr. Gerev de bu görüşe katılarak, "Kesinlikle katılıyorum. Erken yaşta bu tür bir kuruma girerlerse, çıktıklarında topluma karşı öfke duymaları çok muhtemel ve bu da tekrar suç işlemelerine yol açıyor. İnsanın ıslah olmasıyla -ki cezanın asıl amacı budur- tam tersi bir etki yaratılması arasındaki sınır çok incedir" dedi.
Sosyal medya yasaklarının bir ütopya olduğunu savunan Gerev, "Yasaklanan her şey ilgi çekicidir. Okullar etrafındaki alkol ve tütün yasakları da bunu kanıtlıyor. Her şey ailede başlar. Çocuklar saldırganlığa karşı sıfır toleransla yetiştirilmeli. O ruhsal boşluk aileden kaynaklanıyor" ifadelerini kullandı.