Filibe'de "Kan ve Onur" adlı uluslararası neo-Nazi örgütünün üyeleri gözaltına alındı. Bazı üyeler ayrımcılığı, şiddeti veya nefreti körükledikleri gerekçesiyle suçlandı. Ancak bu tür yapıların Bulgaristan'daki varlığı yeni değil; varlıkları 2000'li yılların başından beri konuşuluyor.
Örgüt hakkında 2023 yılında yeniden yoğun bir şekilde konuşulmaya başlanmıştı, şimdi ise Filibe'deki gözaltılarla dikkatler tekrar üzerine çekildi. Şu anda soruşturmanın en merak edilen konusu, grubun şehirdeki Gençlik Tepesi'nde (Mladej Hılm) "Kan ve Onur" kulübünün çok yakınında işlenen Georgi Kuzev cinayetiyle bir bağlantısının olup olmadığı. Bu konu hala araştırılıyor. Öte yandan, örgüt üyelerinden birinin Filibe'de Nepallilere yönelik saldırıya da karıştığı ortaya çıktı.
İçişleri Akademisi eski Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Milen İvanov, NOVA Haber'e verdiği özel röportajda konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İvanov, "Kan ve Onur" örgütünü duyduğunu ancak detaylarını tam olarak bilmediğini belirtti.
İvanov'a göre asıl sorun çok daha geniş kapsamlı ve tek bir yapıyla sınırlı değil. Ona göre aşırı sağcı ve neo-Nazi görüşleri benimseyen grupların sayısı oldukça fazla. İvanov, "Şaşırtıcı gelse de sayıları hiç de az değil. 'Lukov Yürüyüşü' de tüm bu ideolojinin bir parçası" dedi.
Ancak İvanov, Nazi literatürüne sahip olmanın veya bu tür fikirleri tartışmanın otomatik olarak suç anlamına gelmediğinin altını çizdi. "Bu tür literatüre sahip olmakta suç unsuru yok. Sonuçta ifade özgürlüğü var. Vatandaşların bu tür literatürden haberdar olması, yasaklanmasından çok daha iyidir" diye konuştu.
Peki sınır nerede başlıyor? İvanov'a göre sınır, ideolojinin organize eylemlere ve şiddete dönüştüğü noktada ihlal ediliyor. "Bir kişinin bu tür literatüre sahip olması tehlikeli değil. Ancak bu ideoloji etrafında örgütlenmiş bir grup ortaya çıktığında, işte o zaman devlet ve toplum için tehlike çanları çalmaya başlıyor" ifadelerini kullandı.
İvanov, devletin bu tür örgütlere karşı verdiği tepkinin gecikmiş olduğunu da sözlerine ekledi. Ona göre kurumların ve istihbarat servislerinin, bu tür oluşumları daha kuruldukları ilk andan itibaren takibe alması gerekiyor.
Aynı zamanda uzman, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün, devletin sadece üyelerinin paylaştığı görüşler nedeniyle örgütleri yasaklamasının önünde ciddi engeller oluşturduğuna dikkat çekti. "İfade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlamaya başlarsak, sarkacın diğer ucuna gitmiş oluruz" yorumunu yapan İvanov, sözlerini şöyle tamamladı: "Bu tür fikirlerin tartışılması suç değildir. Ancak bu fikirler tartışıldıktan sonra eyleme dökülür ve pratikte hayata geçirilirse, işte o zaman suç teşkil eder."