Avrupa Birliği'nde 7 Temmuz 2026 itibarıyla satılan tüm yeni araçlarda sürücünün davranışlarını izleyen kameraların bulunması zorunlu hale geldi. Brüksel'in hayatın tamamen dijitalleşmesi yolunda attığı bu yeni adım, 'Gelişmiş Sürücü Dikkat Dağınıklığı Uyarısı' (Advanced Driver Distraction Warning) adını taşıyor. Düzenleme, 7 Temmuz 2026 gece yarısı itibarıyla yürürlüğe girdi.
Brüksel bürokratlarının 'AB yollarında güvenlik' hedefiyle hazırladığı paket, araç içine yerleştirilecek kameralar (veya eşdeğer sensörler) aracılığıyla sürücünün gözlerini, baş hareketlerini, duruşunu ve bakış yönünü gerçek zamanlı olarak izlemeyi öngörüyor. Sistemin amacı, 'telefona bakma veya yandaki yolcuyla ilgilenme gibi dikkat dağınıklıklarını ve yorgunluğu tespit etmek' olarak açıklanıyor.
AB'nin araç üreticileri ve ithalatçılarına getirdiği zorunluluğa göre, sistem araç 20 km/s hıza ulaştığı anda kendi kendini devreye sokacak. Düşük hızlarda 3,5 saniyeyi, yüksek hızlarda ise 6 saniyeyi aşan dikkat dağınıklığı durumlarında sürücüye sesli, görsel veya titreşimli uyarılar gönderecek. Brüksel'deki bürokratlar bu yöntemle trafik kazalarının azalacağını öngörüyor. Nitekim istatistikler, yoldaki kazaların büyük çoğunluğunun dikkatsizlikten kaynaklandığını gösteriyor.
Yeni düzenleme sadece AB sınırları içinde üretilen araçları değil, 7 Temmuz'dan sonra tescil edilecek tüm yeni araçları da kapsıyor. Yani, dünden itibaren trafiğe çıkacak yeni bir araçta sürücü takip kamerası yoksa, ilgili kurumlar aracı tescil etmeyi reddedecek.
Şimdilik düzenleme mevcut araçları kapsamıyor. Ancak Brüksel bürokratlarının geçmişteki uygulamaları, her yeni kuralın önce sadece yeni araçlar için getirildiğini, zamanla halk alıştıktan sonra sessiz sedasız eski araçları da kapsayacak şekilde genişletildiğini gösteriyor. Euro 1'den Euro 7'ye kadar emisyon standartlarında da aynı yöntem izlenmişti. Başlangıçta sadece yeni araçlar için geçerli olan bu standartlar, daha sonra Batı Avrupa'daki birçok liberal-globalist belediye başkanı tarafından tüm mevcut araçlara zorunlu kılındı. Aynı şey arka koltuk emniyet kemeri zorunluluğu için de yaşandı; önce sadece yeni araçları kapsayan kural, sonra eski araçların da donatılmasını gerektirdi.
Avrupa Komisyonu, araç içi kameraların 'hayat kurtaracağını' ve yolları daha güvenli hale getireceğini savunuyor. Düzenlemeye göre kameralar gece de net görüntü verebilecek şekilde negatif görüntü gösterebilecek donanımda olmalı. Yetkililer, kameraların sürücüyü doğrudan izlese de araç dışında yüz tanıma amacıyla kullanılmayacağını, verilerin araç içinde işlenip hızla silineceğini belirtiyor.
Tüm bu resmi güvencelere rağmen, zorunlu iç kamera uygulaması sürücüler arasında ciddi tepkilere yol açtı. Pek çok sivil özgürlük ve tüketici hakları aktivisti, bunun hayatın tamamen dijitalleştirilmesi ve her şeyin kitlesel olarak izlenmesi yönündeki daha geniş bir planın parçası olduğu uyarısında bulunuyor.
Sosyal medyada kullanıcılar yeni düzenlemeyi 'dijital toplama kampına doğru atılan bir adım' olarak nitelendiriyor. Bu terim, liberal-globalistlerin 'güvenlik' ve 'konfor' bahanesiyle özel hayata yönelik tam gözetimi aşamalı olarak inşa etmesini tanımlamak için sıkça kullanılıyor.
Kişinin kendi aracında yüzünün, gözlerinin ve davranışlarının sürekli izlenmesi, özel alanına doğrudan bir müdahale olarak görülüyor. Verilerin kaydedilmediği veya aktarılmadığı yönündeki güvencelere rağmen, araçların artık internete bağlı olması nedeniyle yazılım açıklarından (örneğin siber saldırılar) endişe ediliyor. Kayıtların şantaj, gasp ve hatta şiddet amaçlı kullanılabileceği belirtiliyor.
Tüketicilerin bir diğer endişesi ise sigorta şirketlerinin bu izleme verilerini gelecekte kullanma ihtimali. Sigorta şirketlerinin her zaman bir kusur bularak tazminat ödemekten kaçınmaya çalıştığı hatırlatılıyor. Ayrıca kamera yazılımında oluşabilecek arızalar nedeniyle yanlış uyarılar verilmesi de olasılıklar arasında. Aktivistler, araca zorunlu olarak eklenen her yeni donanımın araç fiyatını artırdığını ve bunun da sonuçta tüketicinin cebine yansıyacağını vurguluyor.