400 puanın üzerinde puanla ancak sınıfların %6'sına girilebiliyor, %40'ı ise 100 puanın altında asgari puanla öğrenci kabul ediyor.
Her yıl 7. sınıfın ardından yapılan lise tercihlerinde asgari kabul puanları büyük ilgi görüyor. Bu durum sıklıkla, istenen liseye girebilmek için ciddi bir hazırlık süreci ve zorunlu özel dersler gerektiği izlenimini yaratıyor.
Ancak veriler, bu tür bir rekabetin ülkenin nispeten küçük bir kesimine özgü olduğunu ortaya koyuyor.
Çoğu ilde asgari kabul puanları düşük kalıyor ve sınıfların büyük bir kısmına Ulusal Dış Değerlendirme (NVO) sınavlarında iyi bir performans göstermeden bile girilebiliyor.
Kabul puanı 0 ile 500 puan arasında değişiyor. Puanın 100'e kadar olan kısmı okul notlarından, kalan 400 puanlık kısım ise Bulgar dili ve edebiyatı ile matematik NVO sınav sonuçlarından oluşuyor.
2026/2027 eğitim öğretim yılı kabulünde de ülkenin her bir ilinde en az bir sınıf var ki, bir öğrenci sadece okul notlarıyla kabul edilebiliyor.
Yani ulusal dış değerlendirme sınavından 0 puan alarak veya hatta sınava hiç girmeden bile bu sınıflara girilebiliyor. Asgari puanı 100'ün altında olan sınıflar tüm sınıfların yaklaşık yüzde 40'ını oluştururken, asgari puanı 400'ün üzerinde olanların oranı yüzde 6'nın altında kalıyor.
İstisna ise en büyük şehirler. Sofya'da sınıfların neredeyse dörtte birinin asgari puanı 400'ün üzerindeyken, asgari puanın 450'yi aştığı sınıflar sadece başkent Sofya ve Varna'da bulunuyor.
Ancak illerin yarısından fazlasında asgari puanı 400'ün üzerinde olan tek bir sınıf bile yok. Montana ve Loveç'te ise asgari puanı 300'ü aşan sınıf dahi bulunmuyor.
Smolyan'ın durumu oldukça ilginç. Bölgede asgari puanı 400'ün üzerinde olan sınıf olmamasına rağmen, Smolyan geleneksel olarak devlet olgunluk sınavlarında en iyi sonuçları alan iller arasında yer alıyor. Bu durum, bölgedeki eğitimin katma değerinin yüksek olduğunu gösteriyor. Ancak Smolyan'da olumsuz demografik trendlerin de etkili olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor; yaşlanan nüfus ve az sayıda öğrenci, kontenjanlar için rekabeti doğal olarak sınırlıyor.
Farklı sınıf türleri arasında da belirgin farklar var ve bu durum ülkenin her yerinde görülüyor. Profil eğitiminde en rekabetçi olanlar geleneksel olarak matematik profilleriyken, en düşük puanlı olanlar arasında daha çok Girişimcilik, Doğa Bilimleri ve Ekonomik Kalkınma profilleri yer alıyor. Mesleki eğitimde en yüksek ilgiyi bilişimle ilgili bölümler çekiyor ve özellikle Yazılım Geliştirme mesleği öne çıkıyor.
Veriler, ülkenin büyük bir kesiminde sorunun istenen liselere zor erişim değil, demografik düşüşten kaynaklanan sınırlı rekabet olduğunu gösteriyor.
Sınıfların yaklaşık yüzde 40'ının 100 puanın altında asgari puanla öğrenci kabul ettiği ve her ilde NVO sonuçlarıyla yapılan yerleştirmeye girmeden girilebilecek sınıflar olduğu göz önüne alındığında, eğitim politikasının kaliteyi ölçmeye odaklanması gerekiyor. İşte bu yüzden eğitimde katma değer değerlendirme modeli uygulanması bir sonraki mantıklı adım olacak.
Bu model, okulların öğrencilerle başladıkları seviyeye göre değil, eğitimleri süresince kaydettikleri ilerlemeye göre değerlendirilmesine olanak tanıyacak.
Öğrenci sayısı azaldıkça eğitim sisteminin başarısı, giderek daha az kabul rekabetine, giderek daha fazla ise öğrencilerin bilgilerini artırma ve ekonomi için nitelikli kadrolar yetiştirme kapasitesine bağlı hale gelecek.