ABD ve İran arasında stratejik Hürmüz Boğazı'nın kontrolü için on gün süren askeri saldırıların ardından Tahran, modern tarihinin en zor kararlarından biriyle karşı karşıya. Askeri analistlere göre İran liderliğinin önünde üç ana senaryo bulunuyor, ancak hiçbiri kesin bir çıkış ya da net bir zafer vaat etmiyor. BBC'nin haberine göre, bu senaryoların her birinin riskleri ve sonuçları var.
Birinci seçenek ABD ile uzlaşma. Askeri açıdan en az riskli senaryo, İran'ın Amerikan taleplerinin büyük bir kısmını kabul etmesi. Bu, ticari gemilere yönelik saldırıların durdurulması, Hürmüz Boğazı'nda serbest deniz trafiğinin garanti edilmesi, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının sınırlandırılması veya teslim edilmesi ve nükleer programa yönelik daha sıkı uluslararası denetimlere izin verilmesi anlamına geliyor.
Karşılığında Tahran, uluslararası yaptırımların hafifletilmesi, Amerikan deniz ablukasının sona erdirilmesi ve yeni askeri saldırılara karşı garantiler talep edecek. Analistlere göre bu, askeri açıdan en ucuz seçenek ancak yönetim için en ağır siyasi darbe, çünkü Washington baskısına teslim olmak olarak algılanabilir.
İkinci senaryo – daha büyük bir tırmanma. Diğer bir olasılık ise İran'ın tam tersi yolu seçerek Amerikan askeri üslerine, petrol tankerlerine ve Körfez ülkelerindeki enerji altyapısına yönelik saldırılarını artırması. Buradaki fikir, petrol fiyatlarındaki keskin artış ve küresel ekonomik sarsıntının ABD'yi taviz vermeye zorlaması. Ancak bu aynı zamanda en tehlikeli seçenek. Çok sayıda kayıpla sonuçlanabilecek büyük çaplı bir saldırı, Arap ülkelerini doğrudan çatışmaya sürükleyebilir ve İran'ı çok daha geniş bir uluslararası koalisyonla karşı karşıya bırakabilir.
Üçüncü seçenek – kontrollü gerilim. Birçok kişiye göre en olası strateji bu. Tahran, deniz trafiği ve enerji piyasaları üzerinde sürekli bir baskı oluşturup, tam ölçekli bir savaşa yol açacak sınırı aşmadan hareket edebilir. Bu sayede ülke, Hürmüz Boğazı'nı bir baskı aracı olarak elinde tutarken, anında yıkıcı bir çatışma riskini de almamış olur. Ancak bu strateji bir paradoks da içeriyor: İran boğazı ne kadar sık silah olarak kullanırsa, diğer ülkelerin petrol ve doğal gaz ihracatı için alternatif yollar geliştirme motivasyonu o kadar artar.
Kararları gerçekte kim alıyor? İran'daki iç güç mücadelesi ek bir belirsizlik yaratıyor. İsrail, ABD ve İran arasındaki savaşın başında düzenlenen bir saldırıda ölen dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in ardından iktidar dengesi değişiyor. Oğlu Mucteba Hamaney liderliğindeki yeni yönetim, farklı nüfuz merkezlerini ne kadar kontrol ettiğini henüz göstermedi.
Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve diplomatik ekibi, ülke üzerindeki ekonomik baskıyı azaltacak bir anlaşmaya daha yatkın görünüyor. Ancak karşılarında, ciddi tavizlerin İslam Cumhuriyeti'nin ideolojik temellerini sarsabileceğini düşünen muhafazakar çevreler, parlamentonun bir kısmı ve Devrim Muhafızları var.
Sıradan İranlılar bedeli ödüyor. Politikacılar tartışırken ülkedeki ekonomik durum kötüleşmeye devam ediyor. Tahran sakinleri iş kayıpları, hayat pahalılığındaki keskin artış, elektrik ve su kesintileri, artan suç oranları ve geleceğe yönelik belirsizlikten bahsediyor. 17 yıldır çalıştığı şirketin kriz nedeniyle kapandığını ve dört aydır yeni iş bulamadığını anlatan bir kadın, durumun vahametini gözler önüne seriyor.
Ve Washington'un da kolay bir seçeneği yok. Benzer bir ikilemle karşı karşıya olan ABD Başkanı Donald Trump'ın da seçenekleri üçe iniyor: savaşı genişletmek, askeri ve ekonomik baskıya devam etmek ya da İran'a sıkı uluslararası denetim altında sınırlı bir sivil nükleer programa izin verecek yeni bir diplomatik anlaşma arayışına girmek.