Bulgar kültür tarihinde, şair Peyo Yavorov ile Lora Karavelova arasındaki aşk kadar dramatik, tutkulu ve kaderin cilvesiyle dolu başka bir hikaye yok. Bu ilişki sıradan bir romans değil, adeta duygusal bir kasırgaydı. Geçen yüzyılın en güzel ve en zeki Bulgarlarından ikisini mutluluğun zirvesine çıkardı, ardından hızla ölümün uçurumuna sürükledi. Bu, kıskançlık, gurur ve bu dünyaya fazla büyük gelen bir aşkın hikayesidir.
İki farklı dünyanın buluşması
Her şey 1906 yılında, Dragalevski Manastırı'na yapılan bir gezinti sırasında başladı. Lora, merhum Başbakan Petko Karavelov'un kızıydı; Fransız yatılı okullarında yetişmiş, zarif bir Sofya hanımefendisi, kent aristokrasisinin ve güzelliğin simgesiydi. Yavorov ise iç karartıcı, dahi bir şair, Makedon çetelerinden gelme bir asiydi; gözlerinde derin bir hüzün gizliydi. Kıvılcım hemen çakmasına rağmen kader onları birkaç yıllığına ayırdı. Bu sürede Lora, annesi tarafından mutsuz bir görücü usulü evliliğe zorlandı; Yavorov ise Mina Todorova'ya karşı saf ve platonik bir aşk yaşadı. Mina'nın Paris'te trajik ölümü ve Lora'nın boşanmasının ardından ikili, Işıklar Şehri'nde yeniden bir araya geldi ve ruhlarını sonsuza dek birleştirdi.
Kıskançlık zincirlerine vurulmuş tutku
1912'de Lora ve Yavorov, Sofya'da gizlice evlendi. Ancak yuvaları kısa sürede savaş alanına döndü. Lora, şairi saplantılı, vahşi bir tutkuyla seviyor ve tüm varlığını talep ediyordu. Oysa Yavorov, Milli Tiyatro'daki işine ve Makedonya davasına kendini kaptırmış, özgürlüğe ve yalnızlığa ihtiyaç duyuyordu. Güzel Karavelova, kocasının dünyaya ait olduğu düşüncesine katlanamıyor, ona bakan her kadında rakip görüyordu. Her gün yaşanan skandallar, ardından gelen pişmanlık ve gözyaşı dolu fırtınalı sahneler şairi yavaş yavaş tüketti. Yavorov, evliliğini bir kurtuluş değil, ağır bir pranga olarak hissetmeye başladı.
Sofya'daki kanlı gece
Trajik son, 29 Kasım 1913'te, Rakovski Caddesi'ndeki küçük dairelerinde geldi. Arkadaş ziyaretinden döndükten sonra yine çılgın bir kıskançlık krizi geçiren Lora, Yavorov'un tabancasını kaptı. Onu korkutmak isterken ya da depresyonun tamamen etkisi altındayken silahı göğsüne doğrulttu. Şair silahı çekmeye çalıştı ancak ölümcül el ateş aldı; Lora yere yığıldı. Dehşet içinde hayatının bittiğini anlayan Yavorov, namluyu kendi şakağına dayadı ve ateşledi. Kurşun onu öldürmedi ama görme sinirini kopararak kör bıraktı; onu hemen cinayetle suçlayan bir dünyada karanlığa mahkum etti.
Körlüğün laneti ve son çıkış yolu
Sofya toplumu ve basını, kör şaire karşı eşi benzeri görülmemiş bir zalimlik sergiledi; onu güzel karısının katili ilan etti. Yargılanması halka açık bir linçe dönüştü. Lora'nın yakınları, onu maddi ve manevi olarak çökertmek için ellerinden geleni yaptı. Fiziksel acı, yoksulluk, görme kaybı ve en önemlisi Lora'sız geçen hayat Yavorov'u yıktı. Bir yıl sonra, Ekim 1914'te şair, büyük bir doz zehir içti ve emin olmak için kendini tekrar vurdu; böylece sevdiğine öbür dünyada kavuşacağına inandı.