Yapay zeka ve istihdam üzerine en yaygın anlatı, robotların işleri ele geçirdiği ve çalışanların kapı önüne konulduğu şeklinde. Ancak bu korku hikayesi, resmin tamamını yansıtmaktan çok uzak.
Yapay zeka ve işler arasındaki ilişki, 'robotlar herkesin işini elinden alacak' söyleminden çok daha karmaşık. Bu korkunun tamamen yersiz olduğu anlamına gelmiyor, ancak eksik bir bakış açısı sunduğu kesin. Asıl kritik soru, yapay zekanın iyi mi yoksa kötü mü olduğu değil. Asıl soru, hangi kuruluşun, ne amaçla ve ne kadar ciddiyetle bu teknolojiyi kullandığı.
Ramp ve Revelio Labs'ın yeni araştırması işte bu noktada dikkat çekici veriler sunuyor. Rapora göre, yapay zekaya en büyük yatırımı yapan şirketler, teknolojiyi benimsedikten sonraki iki yıl içinde çalışan sayılarını yüzde 10,2 oranında artırdı. Giriş seviyesindeki istihdam ise daha da hızlı büyüyerek yüzde 12 artış gösterdi. Buna karşılık, yapay zekayı daha düşük yoğunlukta kullanan firmalarda istatistiksel olarak anlamlı bir istihdam artışı kaydedilmedi.
Bu sonuçlar, yapay zeka anlatısında alışık olduğumuz senaryonun tam tersi yönünde. Genelde şu senaryoyu duymaya alışkınız: Yapay zeka gelir, giriş seviyesi işler yok olur, orta kademe yöneticiler panikler, üst yönetim ise 'verimlilik programı' adı altında bir işten çıkarma planı sunar. Bu senaryo bazı sektörlerde hala yaşanıyor. Bunu görmezden gelmek gerçekçi olmaz. Büyük teknoloji şirketleri işten çıkarmaları yapay zeka yatırımlarına bağlarken, diğer araştırmalar da yapay zekaya maruz kalan mesleklerde erken kariyer pozisyonları üzerinde baskı olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla bu noktada aşırı iyimser olmamak şart. Tek bir rapor tüm uyarıları geçersiz kılmaz, yapay zekanın otomatik olarak iş yarattığını kanıtlamaz veya giriş seviyesindeki çalışanların güvende olduğu anlamına gelmez. Raporun kendisi de bu konuda temkinli bir dil kullanıyor: Yapay zekaya yoğun yatırım yapan şirketler zaten başlangıçta farklıydı. Daha teknik, daha hızlı büyüyen, girişim sermayesi destekli ve çoğunlukla beyaz yakalı ile teknoloji sektörlerinde yoğunlaşmış şirketlerdi.
Ancak bulgunun bu kadar önemli olmasının nedeni tam da bu. Yapay zeka tek başına hareket etmiyor. Pasif kuruluşların üzerine çöken bağımsız bir güç değil; halihazırda var olanı güçlendiriyor: hırsı, vizyonu, sermayeyi, yeteneği ve yönetim kalitesini. Güçlü kuruluşlar yapay zeka sayesinde daha fazlasını başarabilir, daha hızlı hareket edebilir ve yeni çalışma alanları açabilir. Zayıf kuruluşlarda ise yapay zeka mevcut kaosu daha da hızlı ortaya çıkarabilir. Benimseme ile gerçek dönüşüm arasındaki fark işte budur.
Yapay Zeka Tek Başına Yeterli DeğilBirçok kuruluş yapay zekayı olabilecek en yüzeysel şekilde benimsiyor. Araçlar satın alıyorlar, pilot uygulamalar başlatıyorlar, çalışanları 'denemeye' teşvik ediyorlar, komiteler ve politikalar oluşturuyorlar. Bunların bir kısmı faydalı olabilir ancak hiçbiri yeterli değil.
Asıl soru, bu kuruluşların gelecekle ne kadar bağlantılı olduğu. Gelecekle bağlantılı olmak, gider raporundaki yapay zeka aboneliklerinin sayısıyla ölçülmez. Kuruluşun pazarı nasıl algıladığı, işi nasıl tasarladığı, insanları nasıl geliştirdiği, kararları nasıl aldığı ve nasıl değer yarattığıyla ölçülür. Yapay zeka ancak yeni bir işletme modelinin parçası haline gelirse anlamlı olur. Aksi takdirde, dünün varsayımları üzerine inşa edilmiş başka bir teknoloji katmanından ibaret kalır.
Bu durum özellikle giriş seviyesindeki işler için hayati önem taşıyor. Otomatikleştirilmesi en kolay görünen işlerin çoğu, aynı zamanda insanların en çok öğrendiği işlerdir. Araştırma yapmak, taslak hazırlamak, belgeleri düzenlemek, sayıları kontrol etmek, toplantılarda bulunmak, işin bağlamını anlamak, küçük hatalar yapmak ve düzeltilmek... Bunlar gösterişli işler değildir, ancak muhakeme yeteneğinin inşa edildiği temel basamaklardır. Yapay zeka, öğrenme sistemini değiştirmeden işin ilk basamağını ortadan kaldırırsa, kuruluşlar daha verimli değil, daha sığ hale gelir.
İşte bu nedenle Ramp ve Revelio Labs bulgusu, 'Yapay zeka giriş seviyesi işleri kurtarıyor' şeklinde okunmamalı. Bunun yerine daha zorlayıcı bir anlayışla ele alınmalı: Yapay zekayı ciddiye alan şirketler, giriş seviyesi dahil olmak üzere insanları işe almaya devam edebilmek için yeterince yeni iş, yeni talep ve yeni yetenek yaratıyor olabilir. Avantaj aracın kendisinde değil, aracın etrafındaki sistemde gizli.
Yapay zekayla yüzeysel olarak oynayanlar ise endişelenmeli. Bunun nedeni yeterince hızlı hareket edememeleri değil, değişmeden hareket ediyor olmalarıdır. Şirketin her yerine biraz yapay zeka serpiştirmek, ilerleme yanılsaması yaratabilir. Bunun sonucu ise dağınık verimlilik, dengesiz kalite, kafa karıştırıcı bir yönetim ve kaygılı çalışanlar olur. Bu, geleceğe hazır olmak değil, 'gelecek tiyatrosu' yapmaktır.
Önemli olan kuruluşlar, yapay zekanın insanların yerini alıp almadığını sormayacak. Onlar, insanların şimdi neyi yapabilecek hale geldiğini soracak. Bu çok farklı bir soru. Son söz şu: Kimin güncel kalacağına yapay zeka değil, liderler karar verecek.
Fotoğraf: Dreamstime