Sofya'nın altında, önemli kamu binalarının ısıtılmasında kullanılabilecek büyük ancak az gelişmiş bir enerji potansiyeli bulunuyor. Bu açıklamayı bTV'de yayınlanan 'Yüz Yüze' programında yapan eski başmimar Mimar Petar Dikov, yıllardır jeotermal sular ve bunların kentsel ortamda uygulanması konusu üzerinde çalışıyor.
Ona göre jeotermal enerji konusu giderek daha önemli hale gelecek ancak henüz kurumlardan gereken ilgiyi görmüyor.
'Yöneticilerin bu konuyu ironikleştirmeyi bırakmasının tam zamanı' diye vurguladı.
Lozenets – Sıcaklığı 54 Dereceye Ulaşan Yatak
Tartışmanın merkezinde, su sıcaklığının 52-54 dereceye ulaştığı Lozenets semtindeki jeotermal yatak yer alıyor. Mimar Dikov'a göre bu kaynak, başkentteki büyük yapıların ısıtılması için tamamen yeterli. Aynı yataktan gelen suyun geçmişte bölgedeki halk hamamında kullanıldığını hatırlatarak bunun gerçek uygulanabilirliğini kanıtladığını belirtiyor.
NDK, Spartak ve Kapalı Enerji Döngüsü Fikri
Mimarın sunduğu en somut fikirlerden biri, jeotermal enerjinin Ulusal Kültür Sarayı'nın (NDK) ısıtılmasında kullanılmasını içeriyor. Ona göre NDK, şu anda kullanılmayan bir enerji merkezi olarak tasarlanmış bir alana sahip. Plan, jeotermal sudan gelen ısının binayı beslemesini ve ardından kalan sıcaklığın Spartak Havuzu'nun ısıtılması için yeterli olmasını öngörüyor. Bu modelin, aynı enerji kaynağının birden çok kez kullanıldığı verimli bir sistem oluşturacağını söylüyor.
Birkaç Yıl İçinde Kendini Amorti Edecek Yatırım
Mimar Dikov, yıllar önce yapılan hesaplamaların gerekli altyapı ve yeni bir sondaj kuyusu inşası için yaklaşık 10-11 milyon leva yatırım gerektiğini gösterdiğini belirtiyor. Aynı zamanda NDK, yalnızca ısınma için yılda yaklaşık 3 milyon leva ödüyordu ki, bu ona göre yatırımın 3-4 yıl içinde hızlı bir şekilde geri döneceği anlamına geliyor.
Ayaklarımızın Altında 500 Megavat Enerji
Konuşmada ayrıca, merhum Profesör Kostadin Şterev'in tezi de hatırlatıldı. Ona göre Sofya'nın altında yaklaşık 500 megavatlık termal enerji kaynağı bulunuyor. 'Tanrı bize bu kaynağı verdi, biz ise gaza yüksek fiyat ödüyoruz' yorumunu yapan Dikov, ülkenin ithal enerji kaynaklarına bağımlılığını vurguladı.
Baba Alino Vakası ve Yasa Dışı İnşaat Sorunları
Mimar Petar Dikov'un yorumladığı ikinci konu ise 'Baba Alino' vakasıyla ilgili. Bu tür inşaat süreçlerinin kurumlardan net yanıtlar alınmadan nasıl geliştiğine dair şaşkınlığını ifade ediyor. Ona göre bu, tam bir inceleme ve şeffaflık gerektiren bir dizi kentsel ve idari sorundan oluşuyor.
Devlet Denetimi ve Şeffaflık Eksikliği
Mimar, bu tür durumlarda 'masum' kimsenin olmadığını ve tüm koşulların aydınlatılması gerektiğini vurguluyor. İnşaat denetimi ve projelerin Bulgar normları ve yasal gerekliliklere uygun olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
KUB, DANS ve Belgelerle İlgili Sorular
Vaka bağlamında, belirli inşaat yapılarının faaliyetlerine ilişkin DANS (Devlet Ulusal Güvenlik Ajansı) dahil olmak üzere servislerden bilgi alma gerekliliği de tartışılıyor. Sunulan verilere göre, belgeler, proje dokümantasyonu ve mimari kararların kökeni ile ilgili sorular var; bunlardan bazıları Bulgar standartlarına göre hazırlanmamış.
Geçmiş Skandallarla Benzerlikler ve Sonuçsuzluk
Dikov, geçmişteki vakalarla benzerlik kuruyor; bunlar arasında İvaylovgrad Barajı yakınındaki sözde 'gümrükçü yerleşimi' de bulunuyor; burada da yasa dışı inşaat ve uzun süreli kamuoyu yankısı olmuştu. Bu tür yapıların gerçekten yıkılıp yıkılmadığını veya sonuçsuz kalıp kalmadığını sorguluyor; bu da ona göre yasanın uygulanmasında sistematik bir sorun olduğunu gösteriyor.
Gelecek: Enerji mi, Kaçırılmış Fırsatlar mı?
Her iki odakta da – Sofya'nın enerji potansiyeli ve inşaat denetimi sorunları – Mimar Petar Dikov ortak bir temayı gündeme getiriyor: temel sorunları ertelemek yerine uzun vadeli bir strateji ve gerçek çözümlere duyulan ihtiyaç. Ona göre Bulgaristan hem doğal kaynaklara hem de uzman kapasiteye sahip, ancak bunların kullanımında yeterli kurumsal tutarlılık eksik.