Sığınma talebinde bulunanlar başvuruları incelenirken gözaltında tutuluyor, denizde göçmen kurtarma operasyonları ise neredeyse hiç yapılmıyor. Malta, yasa dışı göçü durdurmak ve sınırlamak için son derece kısıtlayıcı bir politika izliyor.
Malta'nın göç politikasının çok net bir amacı var: yasa dışı göçü engellemek. ARD'nin haberine göre, ülke bu hedefe ulaşmak için yasa dışı göçmenlerin geldiği ülkelerle iletişim kuran bir "göç büyükelçisi" atadı. Malcolm Cutajar bu görevi yürütüyor ve Malta'nın yasa dışı göçle başa çıktığından emin. 2019 yılında Akdeniz'deki bu adaya 3 binden fazla kişi gelmişti. Ancak geçen yılın sonuna kadar bu sayı yaklaşık yüzde 93 oranında düştü.
Malta'nın yasa dışı göçle mücadelede "öncü" rolü
Cutajar, ARD'ye verdiği röportajda Malta mevzuatının, AB'nin yeni Ortak Avrupa Sığınma Sistemi kapsamında kabul ettiği önlemlerin çoğunu çoktan içerdiğini defalarca vurguladı. Haziran ayı başında yürürlüğe giren bu sistemin amacı, yasa dışı göçü azaltmak ve mülteci dalgalarının yükünü AB ülkeleri arasında paylaşmak.
Malta, sınır dışı etme işlemlerinde kendisini bir "öncü" olarak görüyor. Ülke, 2020 yılından bu yana daha hızlı ve etkili geri göndermeler üzerinde çalışırken, aynı zamanda yeni gelişleri de kısıtlıyor. Cutajar'a göre, insanların bir AB ülkesine yasa dışı yollarla girmeye çalışmasının nedenlerinden biri, çalışmayan sınır dışı sistemi ve bu durumun onları cesaretlendirmesi. Malta, göçmenlerin büyük bir kısmının geldiği Bangladeş, Mısır, Gana, Gambiya ve Fildişi Sahili gibi ülkelerle iş birliği yapıyor. Ayrıca Malta yetkilileri, göçmenleri gönüllü olarak geri dönmeye ikna etmek için onlara sığınma elde etme şanslarını net bir şekilde anlatıyor.
Sığınma talebinde bulunanlar gözaltında tutuluyor
ARD'nin aktardığına göre, göçmenlerin geri dönmek istemesinin bir nedeni de sığınma başvurusu sürecinde genellikle gözaltında tutulmaları. Malcolm Cutajar ise gözaltı kararının her vaka için ayrı ayrı değerlendirildiğini ve sadece son çare olarak uygulandığını savunuyor.
Malta'ya göçmen olarak gelen çoğu insanın aslında ülkede kalma gibi bir planı yok. Cutajar bu nedenle, gözaltında olmadıkları takdirde kaçma risklerinin ne olduğunu değerlendirdiklerini açıklıyor. Resmi olarak Malta makumları, sığınma talebinde bulunanları dokuz aya kadar gözaltında tutabiliyor. Ancak Aditus gibi insan hakları örgütleri, mültecilerin bazı durumlarda çok daha uzun süreler gözaltında kaldığını bildiriyor.
Statü sorunları ve zor durumdaki teknelerin kurtarılması
Başkent Valletta yakınlarındaki Hamrun kentinde Aditus için çalışan avukat Carla Camilleri, yardıma ihtiyacı olan göçmenlerin kendisiyle iletişime geçtiğini anlatıyor. Camilleri, Malta'nın hiçbir zaman göçmenlere dostça yaklaşan bir ülke olmadığını düşünüyor. İtalya'nın Lampedusa adasında olduğu gibi denizde zor durumda kalanlara yardım etme kültürü, bu küçük Akdeniz adasında bilinmiyor. Camilleri konuyu şöyle açıklıyor: "Çok küçük bir ada olduğumuz için bunun bir istila olacağı hissine her zaman sahiptik."
Avukata göre Malta'nın kısıtlayıcı göç politikasının bazı ciddi sonuçları var. Örneğin, ülkeye yasal olarak gelen ve orada büyüyen çocuklar, 18 yaşına girdiklerinde gözaltına alınıyor. Bunun nedeni, oturma izninin çocuğun ebeveynlerinin iznine bağlı olması. Reşit olduklarında korumalı statülerini kaybediyorlar ve ayrı olarak sığınma başvurusunda bulunmaları veya öğrenci vizesine başvurmaları gerekiyor. Sığınma talebinde bulunanlar ise genellikle önce gözaltına gönderiliyor.
Camilleri ayrıca Malta'nın Akdeniz'i geçmeye çalışan tekneler için kurtarma operasyonlarına katılmaktan bilerek kaçındığını düşünüyor. Hükümet, müdahale edilmesi gereken durumları daha kısıtlayıcı bir şekilde yorumluyor. Camilleri, sıradan bir yardım çağrısının veya teknenin kontrolünün kaybedilmesinin artık yeterli olmadığını, teknenin gerçekten tehlikede olması gerektiğini belirtiyor. Avukat, sivil toplum kuruluşlarının Malta'nın kurtarma koordinasyon merkezini aradıklarını ve çoğu zaman yanıt alamadıklarını da sözlerine ekliyor.
Özel kurtarma operasyonlarına izin verilmiyor
Özel deniz kurtarma kuruluşlarına ait gemilerin Malta'ya yanaşması ve göçmenleri karaya çıkarması tamamen yasak. Cutajar, hiçbir geminin kendi kendine göçmenleri alma kararı veremeyeceğini savunuyor. Malta hükümetine göre sivil toplum kuruluşlarının gemileri "düzensiz göç için bir teşvik" oluşturuyor ve bunu artırıyor. Cutajar, bu gemilerin neredeyse "Libya ile Avrupa arasında taksi" gibi çalıştığını iddia ediyor. Ada yetkilileri, bu durumun Malta için tamamen kabul edilemez olduğunu açıklıyor. Bu tutum, muhtemelen sığınma talebinde bulunanların az sayıdaki olmasına katkıda bulunuyor.
Avukat Camilleri, Malta'nın kısıtlayıcı yaklaşımının doğru yol olmadığını düşünüyor ve insan haklarına uyulması konusunda endişelerini dile getiriyor. Ayrıca Malta'nın katı politikasından gerçekten fayda sağlayıp sağlamadığından de şüphe duyuyor. Ada denizden çok az insanı kurtardığı için, sonunda diğer AB ülkelerinden göçmen kabul etmek veya tazminat ödemek zorunda kalabilir. Bu durum da yeni Ortak Avrupa Sığınma Sistemi'ndeki dayanışma mekanizmasının bir parçası.