ABD, Suudi Arabistan'ın sivil nükleer programını geliştirmesine destek verecek. Deutsche Welle'nin haberine göre, eleştirmenler bu adımın bölgede bir nükleer silahlanma yarışına yol açabileceğinden endişe ediyor.
Peki, varılan anlaşma hakkında neler biliniyor? ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz yıl Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ı ziyaret ettiğinde büyük bir törenle karşılanmıştı. Suudiler milyarlarca dolarlık yatırım sözü verirken, Trump ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman birbirlerine övgüler yağdırmıştı. Trump, iki ülke arasındaki özel ortaklığın altını çizmiş ve veliaht prensi tekrar görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirmişti.
Medya bu ziyareti büyük bir başarı olarak nitelendirdi. Ancak gözden kaçan bir şey vardı: Suudi Arabistan'ın en önemli iki talebi karşılanmamıştı. Bunlardan biri ABD'den sağlam güvenlik garantileri almak, diğeri ise bir nükleer program geliştirme sürecinde destek görmekti.
Suudi siyaset bilimci Aziz el-Gaşyan o dönem yaptığı açıklamada, stratejik açıdan bunun Suudi Arabistan için özellikle önemli olduğunu vurgulamıştı. Gaşyan, "Bu konuda ilerleme kaydedilmesi, Suudi sanayisine ihtiyaç duyduğu belirleyici ivmeyi kazandıracak ve 2030 hedeflerine ulaşmasını sağlayacaktır" ifadelerini kullanmıştı.
Suudiler Uranyum Zenginleştirmek de İstiyor
Ülkeyi fiilen yöneten veliaht prensin ekonomik reform programı "Vizyon 2030", ağırlıklı olarak enerji yoğun sektörlere dayanıyor. Program kapsamında devasa yapay zeka veri merkezleri kurulması planlanıyor. Alman kamu yayıncısının haberine göre, nükleer santraller bu merkezler için gerekli elektriği üretebilir.
Suudi Arabistan'ın nükleer enerjiye yönelme arzusu yeni değil. Bu girişimin aynı zamanda siyasi boyutları da bulunuyor. Nükleer uzmanı Nur Aid, ARD'ye yaptığı açıklamada, konunun öncelikle prestijle ilgili olduğunu söyledi. "Bölgedeki ilk Arap ülkesi olarak nükleer reaktörlere sahip olmakla gurur duyuyorlar" diyen Aid, komşu Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) bu alandaki öncülüğüne dikkat çekti. Altı yıl önce faaliyete geçen "Baraka Nükleer Santrali", o kadar önemli ki BAE'nin banknotlarından birinde bile yer alıyor. Mısır'da da Rusya'nın desteğiyle bir nükleer santral inşa ediliyor.
Ancak hem BAE hem de Mısır uranyum zenginleştirmiyor. Nur Aid, Suudi Arabistan'ın bu konuda farklı bir tutum izlediğini belirtti. Aid, "Uranyum zenginleştirme, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) ile güvence altına alınmış bir hak olduğu için Suudiler bundan vazgeçmek istemedi. Görünüşe göre ABD ile yürütülen müzakerelerde bu hakkı elde etmeyi başardılar ve bu da onlar için bir gurur meselesi" şeklinde konuştu.
İran Nükleer Silahları Endişesi
Haberde ayrıca Suudi Arabistan'ın bölgedeki diğer iki güç olan İsrail ve İran ile olan rekabetine de dikkat çekiliyor. İsrail nükleer enerjiyi araştırma amaçlı kullanıyor ve resmen kabul etmese de nükleer silahlara sahip. İran ise onlarca yıldır bir nükleer program yürütüyor; başlangıçta ABD, Fransa ve Almanya gibi Batılı ülkelerin de desteğini almıştı.
Alman kamu yayıncısı, İran'ın 1979'daki İslam Devrimi'nden sonra uranyum zenginleştirme tesisleri kurduğunu hatırlattı. Tahran yönetimi bu tesislerin yalnızca sivil amaçlara hizmet ettiğini defalarca dile getirse de İsrail ve Batılı ülkeler İran'ı nükleer bomba yapmaya çalışmakla suçluyor. ARD, mevcut savaşın hedeflerinden birinin de bunu engellemek olduğunu belirtiyor.
İran'ın nükleer bombaları Suudi Arabistan'da ciddi endişe yaratmış durumda. Veliaht Prens Muhammed bin Selman sekiz yıl önce yaptığı bir açıklamada, İran'ın nükleer bomba yapmaya yaklaşması halinde Riyad'ı da buna nükleer silahlarla karşılık vermek zorunda kalacağını söylemişti.