Icerige atla
Kültür ⭐ 80/100

Avrupa'nın En Sıradışı Mutfak Deneyimi! Bu Ülkede Yemeğinizi Birinin Bahçesinde Yiyorsunuz

Avrupa'nın En Sıradışı Mutfak Deneyimi! Bu Ülkede Yemeğinizi Birinin Bahçesinde Yiyorsunuz
İngilizcenizi Malta'da eğlenerek geliştirmek ister misiniz? Bilgi al →

Estonya'da her yaz sıra dışı bir gelenek yaşanıyor. Yüzlerce kişi evlerinin bahçelerini, garajlarını, verandalarını ve hatta pencerelerini bir günlüğüne tamamen yabancılar için açık kafelere dönüştürüyor. Rezervasyon yok, lüks yok; ama ev yemekleri, sıcak bir karşılama ve güçlü bir topluluk ruhu var.

Devasa bir çadırın altında yabancılar sabırla öğle yemeği sırasını bekliyor. Etraftaki sebze yataklarında salatalık, çilek, sarımsak ve kabaklar yetişiyor. Eski bir elma ağacının gölgesindeki masada ise çavdar ekmeği, ev yapımı turşu ve içinde domates, jambon ile füme sosis bulunan geleneksel köylü çorbası 'selyanka' kaynıyor. Misafirler basit bir menüden yemeklerini seçip kâselerini alıyor ve tamamen tanımadıkları insanlarla sohbet ettikleri ortak masalara oturuyor.

İlk bakışta şirin bir aile işletmesi gibi görünse de burası bir restoran değil. Başkent Tallinn'in yaklaşık 45 dakika doğusundaki Kehra kasabasının eteklerinde yaşayan Heiki Kalvik'in arka bahçesi. Kalvik, yılda bir kez evini gerçek bir kafeye çeviriyor. 'İnsanları seviyorum, yemek yapmaktan ve misafir ağırlamaktan keyif alıyorum. Bahçemizle gurur duyuyoruz ve onu başkalarıyla paylaşmak beni mutlu ediyor' diyor Kalvik, kapıdan yeni misafirler girerken.

Heiki, Kehra'da her yıl düzenlenen 'Ev Kafeleri Günü'ne (Kodukohvikute Päev) katılan onlarca sakinden sadece biri. Bu özel günde yerliler kendi bahçelerini, garajlarını, avlularını ve teraslarını geçici restoranlara dönüştürüyor. Birkaç sokak ötede Karolin Vahtre, eski Sovyet bloğunun arkasındaki garajını küçük bir bistroya çevirmiş. Burada durmaya karar veren herkese tempura suşi, yaban mantarlı kiş, çikolatalı pasta ve patates kızartması sunuyor.

Nisan ve eylül ayları arasında Estonya genelinde 150'den fazla noktada benzer etkinlikler düzenleniyor. Bazı ev sahipleri çadır, masa ve sandalye kiralayarak tam teşekküllü restoranlar kurarken, bazıları sadece evinin önüne bir masa koyup çocukların ev yapımı limonata satmasına izin veriyor. Ortak noktaları ise turistlere, normalde özel evlerin çitlerinin ardında gizli kalan bir dünyaya göz atma fırsatı sunmaları.

Gelenek, 2007 yılında Estonya'nın en büyük ikinci adası Hiiumaa'da doğdu. Yerel turizm organizasyonları, aktif yaz sezonunun ardından da ziyaretçi çekmenin bir yolunu arıyordu. İlham kaynağı, 19. yüzyılda kahve sevgisiyle tanınan adanın başkenti Kärdla oldu. O dönemde Baltık Alman baronuna ait büyük bir yün kumaş fabrikası çalışıyordu. Orta Avrupa'dan gelen işçiler her gün kahve içiyordu. Kısa süre sonra yerel Estonyalılar da bu alışkanlığı benimsedi. İnsanlar tarlaya o kadar çok kahve götürüyordu ki, Kärdla sakinleri geleneksel yoğurt veya bira yerine kahve taşıdıkları için 'kahve termosu' lakabını aldı.

İlk yıl sadece 15 aile evlerini ziyaretçilere açtı. Bugün ise üç günlük festival binlerce turisti çekiyor, onlarca geçici kafe ev yapımı tatlılar, geleneksel yemekler ve içecekler sunuyor.

2007'den bu yana etkinliği kaçırmayan az sayıdaki katılımcıdan biri de Hiiumaa Müzesi. Bir zamanlar tekstil fabrikası yöneticilerinin evi olan tarihi binada, her yıl 19. yüzyıl kafe atmosferi yeniden yaratılıyor. Müze Direktörü Kauri Kiivramees, girişimin başarısının sadece yemekle ilgili olmadığını düşünüyor. 'Hiiumaa insanları her zaman misafirperver olmuştur. Ada, içe dönük insanların yeri olarak bilinir ama yüzyıllar önce yerliler yabancıya yardım etmenin ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Çoğu zaman bu, yardımına ihtiyaç duyulan gemi kazazedeleriydi' diye konuşuyor Kiivramees.

Yüzyıllar boyunca küçük topluluklar Estonya toplumunun omurgasını oluşturdu. Günümüzde insanlar komşularına eskisi kadar bağımlı olmasa da karşılıklı yardım ruhu canlılığını koruyor. Ev kafeleri de bu ruhun doğal bir uzantısı haline geldi. Hiiumaa'daki başarının ardından girişim yavaş yavaş tüm ülkeye yayıldı.

Güneydoğudaki Setomaa bölgesinde ev kafeleri yerel kültürün bir şölenine dönüşüyor. Burada ev sahipleri geleneksel 'sõir' peyniri ve yerel lezzetler ikram ediyor, misafirleri halk kıyafetleriyle ağırlıyor. Organizatörler, 'Normalde bahçemiz yabancı insanlara kapalıdır. Ancak bu gün sadece kapılarımızı değil, kalplerimizi de açıyoruz' diyor. Bazı geçici kafeler günde bin ziyaretçiye kadar ağırlıyor, biri ise kalıcı bir restorana dönüşmüş durumda.

Üniversite kenti Tartu'da yaşayan Inga Kulmoya'nın bir bahçesi yok. Ancak bu, onun etkinliğe katılmasına engel değil. Yılda bir kez ev yapımı dondurmasını üçüncü kattaki yatak odasının penceresinden satıyor. Bir ip yardımıyla sokağa dondurma dolu bir kova indiriyor, daha küçük ikinci bir kova ise kasa görevi görüyor. 'Her şey çok basit; sadece nakit ödeme var, tabelalar kullanılmış kağıtlardan yapılıyor ve dondurma makineden değil, evdeki dondurucudan geliyor' diye anlatıyor gülümseyerek. Onu en çok mutlandıran şey ise her yıl evinin önüne aynı insanların geri dönmesi.

Inga'ya göre girişimin asıl anlamı tam olarak bu: 'İnsanlar sadece nasıl yaşadıklarını ve neler sunabileceklerini göstermek istiyor. Estonyaca'da edevus diye bir kelime var. Bu, dikkat merkezinde olmanın ve yarattığınız şeyi gururla göstermenin verdiği zevk anlamına geliyor.'

BBC'ye konuşan Oleg Pun ve Irina Topilina için ise ev kafesi sadece mutfaksal bir deneyimden çok daha fazlası. Çift, 2019 yılında Ukrayna'dan Estonya'ya taşındı. Savaşın başlamasının ardından Oleg'in ebeveynleri de onlara katıldı. Aile, ebeveynlerin yeni topluluğa daha hızlı uyum sağlamasına yardımcı olmak için kendi ev kafesini açmaya karar verdi. Komşularıyla tanıştılar, yeni arkadaşlar edindiler ve bazen ev yapımı bir çorbanın, insanlara resmi entegrasyon programlarından çok daha fazla iyi gelebileceğini keşfettiler.

Malta'da Eğlen, İngilizce Öğren
Paylaş: