Icerige atla
Genel ⭐ 85/100

Yaşam ve Ölüm Arasındaki Sınırda: Bilim İnsanları İlaç Testleri İçin İnsan Beyinlerini Canlı Tutuyor

Yaşam ve Ölüm Arasındaki Sınırda: Bilim İnsanları İlaç Testleri İçin İnsan Beyinlerini Canlı Tutuyor
Malta'da Hem Öğren Hem Çalış

Şimdiye kadar 700'den fazla insan beyni bu şekilde işlendi - süreç artık otomatikleştirilecek ve organların canlı tutulma süresi 24 saatten 2 haftaya çıkarılacak.

Şöyle bir senaryo düşünün: Sahibinin ölümünden saatler sonra vücudundan ayrılan bir insan beyni, laboratuvar masasında boru ağlarıyla çevrili bir şekilde duruyor. Bu borulardan pompalanan yapay kan, beyne oksijen ve besin taşıyarak hücrelerin canlı kalmasını ve metabolik olarak aktif olmasını sağlıyor.

Kulağa bir bilim kurgu filmi gibi gelse de, bu deney şu anda ABD'nin Connecticut eyaletindeki bir laboratuvarda gerçekleşiyor. Amaç, ölen hastaları diriltmek değil; Alzheimer ve Parkinson gibi ağır hastalıklara karşı deneysel ilaçlar için en gerçekçi test ortamını yaratmak.

Deneyin temelinde BrainEx teknolojisi var. Bu makine, bağışlanan beyin için yapay bir vücut görevi görüyor. Özel pompalar, yapay akciğer ve böbrekleri taklit ederek laboratuvarda üretilen sıvıyı beynin kan damarlarından filtreliyor. Böylece beyin hücrelerinin metabolizması 24 saate kadar aktif kalıyor.

Bu süre boyunca bilim insanları çeşitli ilaç denemeleri yapıyor ve beyin hücrelerinin nasıl tepki verdiğini gerçek zamanlı olarak izliyor: Bir madde doğru hedefe ulaşıyor mu, hücrelerde ne kadar süre aktif kalıyor, yan etkileri var mı? 24 saat dolduğunda deney sona eriyor ve beyin yüzlerce küçük parçaya ayrılarak daha detaylı analiz ediliyor.

Peki neden fare gibi "geleneksel" deney hayvanlarının beyinleri artık tercih edilmiyor? Cevap basit: Beyin ilaçlarının klinik denemelerinin %95 ila %99'u başarısız oluyor çünkü hayvan modelleri insan biyolojisinin karmaşıklığını yansıtamıyor. Bir laboratuvar faresi tekdüze ve steril bir hayat sürerken, bağışlanan insan beyni 70-80 yıllık gerçek bir yaşamın izlerini taşıyor. Bu, kullanılan ilaçların geçmişi, çevresel faktörler, geçirilen enfeksiyonlar ve Alzheimer ile Parkinson hastalıklarının temelindeki doğal hücresel yaşlanmayı içeriyor. Biriken bu biyolojik bağlam belirleyici oluyor.

Bu çığır açan deneylerin öncüsü, 5 yıl önce Yale Üniversitesi araştırmacıları tarafından kurulan bir biyoteknoloji girişimi olan Bexorg. Şimdiye kadar 42 milyon dolar fon toplayan şirket, 700'den fazla insan beyni işledi.

Bilim insanlarının çalışmalarının sonuçları şimdiden ilaç endüstrisini değiştiriyor. Örneğin Biohaven ile ortak bir projede 130 beyin örneği üzerinde ilaç testleri yapıldı. Parkinson için aday ilaçlardan biriyle yapılan deneyler, ilacın insan beyninde, farelerde yapılan testlerde öngörülenden 20 kat daha düşük bir dozda etkili olduğunu gösterdi. Bu büyük farklılık bu aşamada keşfedilmeseydi, ilacın geliştirilmesi yıllar sürecek kayıp zaman ve milyonlarca dolara mal olacak, insanlar üzerinde yapılacak olası deneyler ciddi yan etkilere yol açabilecekti.

Bu veriler sayesinde ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), BHV-8100 adlı ilacın insanlar üzerinde klinik deneyine başlanmasına onay verdi. Bu, tarihte bütün bir insan beyninin perfüzyonundan elde edilen verilerin bir düzenleyici kurumdan doğrudan onay almasına katkı sağladığı ilk örneklerden biri.

Bexorg'un yenilikçileri, yaptıklarının etik olup olmadığını hızla netleştirmek zorunda kaldı. Çünkü çalışmalarıyla ilgili şu sorular ortaya çıktı: İnsan bilinci tam olarak nedir, yaşamla ölüm arasındaki sınır nerededir ve vücuttan ayrılmış bir beyin yine de bir tür farkındalığa sahip olabilir mi, rüya görebilir mi, acı hissedebilir mi, hatta hayatından anılar hatırlayabilir mi?

Bexorg yetkilileri bunun imkansız olduğunu kesin bir dille ifade ediyor. Laboratuvarlarındaki organlar, herhangi bir düşünce veya bilinç biçimi için gerekli olan koordineli elektriksel aktiviteyi göstermiyor. Buna rağmen ek bir önlem olarak, dolaşımdaki yapay kana propofol ekleniyor. Bu güçlü anestezik, nöronların olası herhangi bir elektriksel aktivitesini tamamen bastırıyor. Tüm ahlaki ve etik sınırlara uyulmasını sağlamak için girişim, altı bağımsız biyoetikçiden oluşan sürekli bir danışma kuruluyla çalışıyor.

Bağışla ilgili kurallar da oldukça katı. Ölen kişinin ailelerinden özel ve açık bir izin alınması gerekiyor; kişinin organ bağışçısı olarak standart kaydı yeterli değil. Bexorg bilim insanları, süreci robotik bir kol yardımıyla otomatikleştirmeyi planlıyor. Bu sayede yılda 1600 beyin işleyebilecekler. Ekip, organların canlı tutulma süresini 24 saatten 2 haftaya çıkarmayı hedefliyor. Bu, beyin plastisitesi gibi uzun vadeli süreçlerin araştırılmasını mümkün kılacak. Aynı zamanda şirket, NeuroLens adlı bir "sanal beyin" geliştiriyor. Toplanan biyometrik verilerle eğitilen bu yapay zeka, yeni ilaçların tamamen dijital ortamda test edilmesini sağlayacak.

Vücutsuz beyinler, pratikte kesin ölümle biyolojik aktivite arasında daha önce keşfedilmemiş bir gri alanda yer alıyor. Bunlar, modern tıbbın en tuhaf ama aynı zamanda en umut verici deneylerinden biri. Bilim, yaşam ve ölüm hakkındaki insan anlayışının ince sınırında ilerlese de, bu yaklaşım belki de dünya çapında milyonlarca insanı kurtarmanın anahtarı ya da en azından doğru yönü olabilir.

Deniz, kum, güneş ve İngilizce — Malta'da bir dil tatili! Programı gör →
Paylaş: