Rada oyun yazarlığında kendi dilini arıyor. Grigoriy tıp alanında yolculuğuna başlıyor. Vyara ise yerinin sahne olduğunu hissediyor.
Üç farklı karakter, üç farklı yön ve tanıtılmaya ihtiyacı olmayan tek bir soyadı: Vazovlar.
Üçü de Bulgar edebiyatının ulu çınarının kardeşi Dr. Kiril Vazov'un soyundan geliyor. Yakında ABD'den Bulgaristan'a dönecek olan ve kendilerinden daha küçük iki kuzenleri Viktoriya ve Antoniya ile birlikte, ünlü ailenin en genç filizleri onlar.
Rada, Grigoriy ve Vyara atalarının yolunu tekrarlamıyor; çünkü kendi yollarını arama ve Vazovların tarihinin umut vadeden yeni sayfalarını yazma cesaretine sahipler.
- Ağır soyadınızı taşımak sizin için ne anlama geliyor? Daha çok bir ayrıcalık mı, yoksa daha çok bir sorumluluk mu?
Rada: Bu benim için sıradan bir şey; günlük hayatımın ya da kendimi algılayışımın olağanüstü bir parçası olmadı. Ama evet, bir sorumluluk. Bu aidiyetin bazı durumlarda bir ağırlığı olduğunu hissediyorsunuz.
Grigoriy: Bulgaristan için bu kadar büyük bir soyadı taşıyorsanız bunun sorumluluk olmaması mümkün değil; ama bana göre daha çok bir ayrıcalık.
Vyara: İkisi de. Derse girdiğinizde size "Vazova Hanım, nasılsınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" demeleri farklı bir duygu. İçiniz ısınıyor. Ama aynı zamanda büyük bir sorumluluk; çünkü er ya da geç herkes öğreniyor ve siz kendi kendinize "Tamam, burada iyi bir izlenim bırakmalıyım" demeye başlıyorsunuz.
- Soyadınızı bilerek söylemediğiniz oldu mu? İnsanlar öğrendiklerinde size karşı tutumları değişiyor mu?
Rada: Ortaokulda benim için böyle bir dönem oldu; başka bir sebepten değil, öğretmenlerin beklentileri değiştiği için. Belki bir de büyüme döneminde herkeste olduğu gibi aileden kopma, kendi bireyselliğine sahip olma ve kendini kendin inşa etme isteğinden; ister akraba, ister arkadaş, ister sevgili olsun, bir başkasıyla anılmamak için.
Grigoriy: Ben yapmadım. Elbette kapıdan girip kim olduğumu söylemiyorum; ama konu açılırsa söylerim, daha fazlasını soran olursa anlatmaktan da keyif alırım. Bence bu saklanacak bir şey değil. Hatta gösterilmesi güzel bir şey.

Vyara: Bende durum biraz daha farklı. İşe bununla başlanmasından ve insanların benim hakkımda fikir edinmeden önce bunu bilmesinden hoşlanmıyorum. Yeni bir yere gidersem ya da yeni insanlarla tanışırsam soyadımdan kaçınmayı tercih ederim.
Grigoriy: Gerçi insanlar o kadar da önemsemiyor. Başta etkileniyorlar ama sonra her şey normalleşiyor.
Vyara: Evet, özellikle gençler "Ooo, Vazov, süper!" diyor. Ve yolumuza devam ediyoruz.
- Bana biraz kendinizden ve ilgi alanlarınızdan bahseder misiniz? Kim kendini neye adadı; sanata mı, bilime mi?
Rada: Şu anda hayatımın ana teması ve anlatısı yazmakla ve sanatla bağlantılı. NATFİZ'de (Ulusal Tiyatro ve Sinema Sanatları Akademisi) oyun yazarlığı okuyorum. Şu sıralar kendimi disiplinli bir şekilde yazmaya başlamaya ikna etmeye çalışıyorum ve bu bana büyük keyif veriyor. Bunun ne kadar büyük bir görev olduğunun ve her yazarın ne kadar geniş bir dünya görüşüne sahip olması gerektiğinin farkındayım.
- Yani en büyük sınav, Vazov'un gölgesinde kendini kanıtlamak zorunda olan senin için mi?
Rada: Önce ortaya metin ya da herhangi bir işitsel-görsel sanat biçiminde, bana ait bir eser çıksın. Sonra da soyadımla birleştiğinde nasıl karşılanacağını düşünürüm.
- Grigoriy, sen meslek olarak büyük büyük deden Dr. Kiril Vazov'un izinden mi gidiyorsun?
Grigoriy: Evet. Tıp fakültesi birinci sınıf öğrencisiyim ama önümde daha uzun bir yol var. Küçüklüğümden beri uygulamalı bilimlere ilgim var. Çocukken doktor olacağımı söyledim, sonra kararsız kaldım, sonra da kararsız kalmayacağıma karar verdim. İyisiyle kötüsüyle kendime bunu yaptım. Zorlu giriş sınavlarının aksine şimdi üniversite benim için son derece ilginç.
Bunun dışında, tıptan ayrı olarak elimle bir şeyler yapmayı çok seviyorum. Başlıca hobim saatçilik. Elbette sporu da çok seviyorum. Eskrim yaptım, şimdi birçok farklı sporla devam ediyorum ve bırakmaya niyetim yok. Ayrıca çok uzun yıllardır bateri çalıyorum. İnsanda istek varsa, her şeye zaman bulmanın bir yolu da vardır.
- Vyara, ailenin ilk oyuncusu olabileceğini ne zaman hissettin?
Vyara: Aşağı yukarı 9 yaşındaydım; ablamın bir arkadaşı eve geldi ve beni babasının oyunculuk okuluna yazdırmamı önerdi. Her şey öyle başladı ve altı yıldır sürekli oyunculuk okullarına gidiyorum. Sahnenin benim yerim olduğunu gerçekten hissediyorum.
Aslında erken ama kesinlikle NATFİZ'e başvurmayı düşünüyorum. Yurt dışını da düşündüm ama henüz tam olarak yönümü belirlemedim.

- Şu anki eğitiminde sana özel bir muamele yapıldığını hissediyor musun?
Vyara: Hayır. Hocaların çoğu adımı soruyor, sonra tam olarak bağının ne olduğunu soruyor ve "Anladım, tamam, çık sahneye" diyorlar. Beni izliyor ve performansımı değerlendiriyorlar: "Bu sorun. Bu sorun. Bu iyi. Senden bir şey olur, otur yerine." Her şey karşında oturan kişiye bağlı. Ve elbette ona verdiğin karizmaya.
- Ailenizde kuşaktan kuşağa aktarılan değerler ve nitelikler var mı?
Rada: Anne babama, içinde büyüdüğüm dünya için çok minnettarım. Bu dünyanın neden şu ya da bu şekilde farklı olduğunu daha yeni yeni anlamaya başlıyorum. Şunu kastediyorum: Onlar, iletişim kurdukları herkese karşı oldukça geniş bir açık yürekliliği kendilerinde korumuşlar. Bu anlamda her türlü kişilik tarafından "eğitilme" keyfini yaşadım.
Grigoriy: Bizimkiler temel insani değerlere önem verdi: İyi insan olmak, dürüst olmak, başkalarına iyi davranmak. Hiçbir zaman aşırılıklarda ısrar etmediler. Bize Vazov'un bütün şiirlerini ezbere öğretmeye kalkmadılar (gülüyor). Bize harika bir ortam, harika bir çocukluk sağladılar; sadece güzel anlar. Sanırım ve umarım bizimle çok iyi bir iş çıkardılar. Sadece röportajlarda ve etkinliklerde değil, her zaman düzgün davranmamız gerekiyor.
Vyara: Bizi iyi yetiştirdiler ve sanırım her sağduyulu insan gibi bir değerler sistemimiz var.
- Vazov "Boyunduruk Altında"yı bugün yazsaydı, çağdaş Bulgarların "esareti" ne olurdu?
Rada: Söyleyeceğim şey yeni bir şey olmayacak. Genç bir insan olarak ben kendim de teknolojiye, üstelik bilgilendirici ve faydalı kullanımından ziyade bağımlılık yapan yönüne kapılmakla mücadele ediyorum. Yani bu kesinlikle gençlerin zihinlerinin esareti olurdu. Bence bu, toplumsal duyarlılığı olan biri olarak onun da dikkatini çekecek ve bir romanda araştırılmaya değer bir konu olurdu.
Grigoriy: Ben başta sosyal ağları söylerdim; çünkü ben de çağımızın bir çocuğu olarak onlardan çektim. Sosyal ağlar birçok açıdan genç kuşağa çok kötü örnek olabiliyor. Hatta burada kumar ve uyuşturucu konusuna bile girebiliriz. Bunlar o dönemde de farklı biçimlerde vardı ama şu anda gençlerin belası bunlar.
- Sizce Vazov bugünkü Bulgaristan'da neye hayal kırıklığına uğrardı?
Grigoriy: Vatandan kopuşa. Yine de son zamanlarda kendi yaşıma yakın insanlarda güzel bir eğilim görüyorum: Giderek daha fazlası Bulgaristan'a dönmek ve ülkenin gelişimine katkıda bulunmak istiyor. Harika bir ülkede yaşıyoruz ama hâlâ uzaklaşan insanlar var. Kendilerinden 100 yıl öncekilerin neler yaptığını hatırlamayanlar var.
Rada: Varsayımda bulunmaktan kaçınıyorum; çünkü kendimi yüzde yüz onun yerine koyamam. Onu bugünün bağlamına yerleştirmek fazlasıyla büyük bir soyutlama.
- En sevdiğiniz Vazov eseri hangisi?
Rada: Dönem dönem bazı eserlere dönüyorum, başka dönemlerde başkalarına. Şu sıralar Sopot'taki yenilenen müzenin açılışı vesilesiyle beni en çok mektupları duygulandırdı. En çok ilgimi çeken, bu insanların nasıl kişiler olduğu ve aralarındaki ilişkiler. Annenin oğullarına nasıl seslendiği, kardeşlerin birbirine en güzel haberleri nasıl bildirdiği: Bir bebeklerinin doğduğunu, bir gazetede ilk yayınlarını yaptıklarını, sağ kaldıklarını, yaşadıklarını, her şeyin yolunda olduğunu. Daha kişisel olan kısım.
Müzenin yenilenmesinde yer alan tüm tasarımcıların ve ilgililerin de tam buna önem vermiş olmasına seviniyorum. Şimdi erkek ve kız kardeşimle 20-30 mektup seçtik ve kişilik olarak hangisinin daha ilginç olduğunu tartışıyoruz. Bana şimdilik en merak uyandıran Georgi. Anlatımında hem şakacı hem de çok özlü. Ayrıntılı olmaya ihtiyaç duymamış.
Grigoriy: Ben "Slivnitsa Üzerindeki Yeni Mezarlık" şiirini çok severim, ne kadar klişe olursa olsun. Beni her zaman en çok etkileyen o oldu. Mektuplardan yola çıkarsak, Dr. Kiril Vazov'un en ilginç kişiliklerden biri olduğunu düşünüyorum. Katya Zografova'nın "Vazov Ailesinin Günlükleri" kitabında da onun ne kadar olağanüstü bir hikâyesi olduğu ve İstanbul'daki Bulgar hastanesini uzun yıllar nasıl yönettiği okunabilir. Büyük ve asil bir insanmış, son derece ilkeliymiş. Minnettar bir hastasından gelen bir mektup beni çok duygulandırdı; o ise buna sadece şunu söylüyor: "Bu benim mesleğim. Bunu statü kazanmak için değil, sadece hayat kurtarmak için yapıyorum."
Zaten ailenin bütün üyeleri birbirinden farklı ve büyük kişiliklermiş; çok yönlü gelişmiş insanlar. Her biriyle benzerlikler buluyorum; çünkü ben de her şeyle ilgileniyorum ve türlü türlü şeyler yapmak istiyorum.
Vyara: En sevdiğim eseri "Bulgar Dili". Bunun dışında, kimin "benim adamım" olduğunu söyleyebilecek kadar mektupları henüz kurcalamadım.
- Peki siz üçünüz ne konuda birbirinize benziyorsunuz ve her konuda birbirinizi destekliyor musunuz?
Grigoriy ve Vyara: Hiçbir konuda benzemiyoruz ve her konuda birbirimizi destekliyoruz.
Rada: Karakter, mizaç ve davranış olarak kesinlikle farklıyız. Ama bence samimiyette birbirimize benziyoruz. Çok açık sözlüyüz.
- Bundan sonra neyin hayalini kuruyorsunuz?
Rada: Şu anda takıntım daha iyi bir araştırmacı olmak. Başarılar da zamanla gelir. Umarım.
Grigoriy: Hedefim tıbbı üstün başarıyla bitirmek ve başka insanlara yardım edebilen biri olmak. Bulgaristan'daki tıpta kökleşmiş yöntemleri ve eski uygulamaları gücüm yettiğince değiştirmek; çünkü şu anda bu büyük bir sorun.
Vyara: Oyunculuk sanatında kendimi geliştirmek. Ve dünyayı çokça gezmek.