Prof. Daniel Valçev, BNT'ye verdiği röportajda, Bulgaristan'ın Avrupa Birliği içinde kendi çıkarlarını, bunlar Brüksel'in veya diğer ülkelerin pozisyonlarıyla tamamen örtüşmese bile, ortaya koyma özgüvenine sahip olması gerektiğini söyledi. Yorumu, Cumhurbaşkanı Rumen Radev ve yönetimin savunduğu çizgiye güçlü bir siyasi çerçeve kazandırdı: Bulgaristan AB'de aktif bir katılımcı olmalı, ancak her kararı kendi muhakemesi olmadan kabul eden bir ülke olmamalı.
Valçev'e göre asıl soru, ulusal çıkarı kimin belirlediğidir: halkın seçtiği temsilciler mi, yoksa 'herkesten daha iyi bildiğini' düşünen hükümet mi?
Ulusal Çıkar Ayıp Bir Söz Değildir
'Sorun, Bulgaristan'ın, bir şekilde AB'nin ve diğer devletlerin çıkarlarıyla örtüşmeyen kendi çıkarlarını ortaya koyma özgüvenine sahip olup olmamasıdır' diyen Prof. Valçev, tartışmanın odağına alışılmış 'Avrupa lehine veya aleyhine' polemiğini değil, çok daha temel bir soruyu koydu: Bir devlet AB'nin sadık bir üyesi olabilir ve aynı anda kendi pozisyonunu savunabilir mi? Bu, yıllardır Rumen Radev'in söylemlerinde yer alan bir tezdir: Avrupa aidiyeti ulusal çıkarı ortadan kaldırmaz, onu daha karmaşık bir ortama yerleştirir ve Bulgaristan'ın bu ortama argümanlarla girmesi, başı öne eğik değil.
Valçev ikinci soruyu da açıkça belirtti: Bu çıkarı kim belirler? Ona göre demokratik mantık açıktır: Bulgar vatandaşları parlamentoda temsilcilerini seçer, oradan hükümet oluşur ve bu hükümet bu iradeye uymalıdır. Bu, 'doğru' dış politika çizgisinin toplumun üzerinde belirlenebileceği iddiasına önemli bir yanıttır.
Başbakan Brüksel'e Gittiğinde Rahatlık
Prof. Valçev, mevcut hükümet lehine en net değerlendirmelerden birini yaptı. 'Uzun zamandır ilk kez Bulgar başbakanı Brüksel'e gittiğinde içim rahat. Daha önce dışişleri bakanının adını bile hatırlamakta zorlandığım bir durumdaydık' dedi.
Bu cümle güçlü bir siyasi takdirdir. Mevcut yönetim çizgisini önceki dönemlerdeki kurumsal kararsızlık, kadro istikrarsızlığı ve Avrupa'ya karşı net bir yüzün olmayışıyla karşılaştırmaktadır. Bu anlamda Valçev'in değerlendirmesi sadece başbakanın kişisel tarzına değil, Bulgaristan'ın Brüksel karşısında daha düzenli ve daha özgüvenli konuşabildiği hissine yöneliktir.
İşte tam bu noktada Radev yönetimi en önemli argümanı elde ediyor: gürültü değil, skandal değil, gösterişli çatışma değil, devleti sakin, bir duruşla ve ölçü duygusuyla temsil edebilme yeteneği.
Her Avrupa Pozisyonu Sonuna Kadar Takip Edilmemeli
Valçev, AB'de politika yapma biçimini de yorumladı. Ona göre, bir konuyu sert bir şekilde ortaya koyan her devlet onu sonuna kadar savunmaz. Bazen süreç bir pazarlıktır: 'ben taviz veririm, sen taviz verirsin'.
Bu önemli bir realist nottur. Avrupa siyaseti sadece bildiriler değil, müzakereler, uzlaşmalar ve çıkar savunmasıdır. Bu nedenle Bulgaristan çekinceler koyduğunda veya kendi argümanlarında ısrar ettiğinde bu Avrupa karşıtı bir davranış değildir. Bu, birliğe katılımın kendi sesinden vazgeçmek anlamına gelmediğini bilen bir devletin normal davranışıdır.
Bu, Ukrayna savaşına ilişkin değerlendirmesinde özellikle net bir şekilde ortaya çıktı. 'Ukrayna savaşıyla ilgili büyük soru, biz Avrupalıların onun sonunu nasıl gördüğümüzdür: hiçbir son görüyor muyuz?' dedi Valçev. Ona göre, beş yıl sonraki dünya hakkında ve bu sonuca gerçekten yaklaştıracak adımlar hakkında düşünmek gerekir.
Anlamsız Yaptırımlar Politika Değildir
Prof. Valçev, tamamen sembolik etkiye sahip yaptırımlar konusunda özellikle netti. 'Sembolik karakteri olan yaptırımların hayranı değilim. Rus patriğine yönelik yaptırımların hiçbir fiili anlamı yok' dedi.
Bu pozisyon, Radev ve yönetim tarafından savunulan daha geniş çizgiyle örtüşmektedir: Bulgaristan, pratik bir sonucu yoksa veya ulusal çıkara zarar verebilecekse, sırf siyasi bir işaret için kararlara katılmamalıdır. Valçev Avrupa politikasının gerekliliğini inkar etmez, ancak bunun jest üzerinden değil, etki üzerinden düşünülmesi gerektiğinde ısrar eder.
Daha olgun bir devlet yaklaşımının özü tam olarak budur: her sert cümle güç değildir ve her sembolik yaptırım gerçek politika değildir. Güç, neyi başarmak istediğini, hangi araçlara sahip olduğunu ve ülkenin ne bedel ödeyeceğini bilmektir.
Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Parti Yapılarının Zayıflığı
Valçev, yaklaşan cumhurbaşkanlığı yarışını da yorumlayarak adayların çoğunlukla girişim komiteleri tarafından aday gösterileceği olasılığını öngördü. Ona göre istisna, 'Vızrajdane' partisinin adayı olacak olan Kostadin Kostadinov olacak.
Andrey Gurov ile ilgili olarak bunun 'iyi bir adaylık' olduğunu kabul etti, ancak önemli bir sınır koydu: Ona göre bu adaylık, başlangıçta böyle bir profili destekleyecek topluluğun dışına çıkmakta zorlanacak. Valçev, girişim komitesi aracılığıyla aday gösterilmenin ardındaki pragmatik nedeni de belirtti: ilgili koalisyondaki herkes Gurov'u desteklemeyecekti.
Bu, Radev'in muhalifleri için ciddi bir sorundur. Adaylık kendi siyasi çevresinin ötesinde desteği genişletemiyorsa, kağıt üzerinde iyi görünebilir ancak parti çekirdeğinin sınırları içinde hapis kalabilir. Ancak cumhurbaşkanlığı oyu, yalnızca bir siyasi topluluğun onayını değil, daha geniş bir meşruiyet gerektirir.
Radev Daha Geniş Bir Oyun Oynuyor
Valçev, 'İlerici Bulgaristan'ın yaklaşan önerisiyle ilgili olarak gösterge niteliğinde bir yorum yaptı. Ona göre Radev için en önemli şey kimin tam olarak cumhurbaşkanı olacağı değil, siyasi olarak kaybetmemek. 'O eşit derecede kazanabilir ve kaybedebilir' dedi Valçev.
Bu değerlendirme, Rumen Radev'in siyasi süreçte neden güçlü bir figür olarak kaldığını göstermektedir. O, yalnızca bir adaylık veya tek bir seçim sonucu mantığına hapsolmamıştır. Onun için cumhurbaşkanlığı yarışı daha büyük bir sorunun parçasıdır: Bulgaristan denge, egemenlik ve kendi yönünü aramaya devam edecek mi, yoksa tek yönlü bir iktidar düzenlemesine mi itilecek?
Valçev bunu önemli bir siyasi teşhisle özetledi: 'Bulgaristan birçok kez tüm yumurtaları aynı sepete koymaya meyilli olmadığını ve tek bir yönde yürümeye meyilli olmadığını gösterdi.'
Bu, Radev lehine güçlü bir argümandır. Bulgar toplumu tam bir güç yoğunlaşmasını sevmez, tek bir siyasi merkeze kolayca güvenmez ve sık sık bir denge unsuru arar. Radev yıllar içinde tam da bu rolü oynamayı başardı: otomatizmi sorgulayan, ulusal çıkarı ön plana koyan ve siyasi sistemi daha geniş toplumsal içgüdüyü dikkate almaya zorlayan bir figür olarak.
Mesaj: Avrupa Olsun, Ama Bulgariasız Olmasın
Prof. Valçev'in sözleri, hem Rumen Radev hem de yönetim lehine çalışan bir siyasi çizgi çizmektedir: Bulgaristan, özgüvenli bir Avrupa devleti olmalı, soru sormaktan korkan bir çevre değil. Yönetim, başbakanın Brüksel'de daha ikna edici görünmesi nedeniyle olumlu bir değerlendirme alırken, Radev ulusal çıkarın sembolik jestler için feda edilemeyeceği konusundaki tutarlı ısrarı nedeniyle takdir topluyor.
Bu izolasyonizm değildir. Bu, olgun bir devlet iddiasıdır. Bulgaristan AB'nin bir parçası olabilir, ortak politikaya katılabilir, ortaklarını destekleyebilir, ancak aynı zamanda sırada ne olduğunu, hedefin ne olduğunu, bedeli kimin ödediğini ve belirli bir kararın gerçek bir anlamı olup olmadığını da sormalıdır.
Bu okumada Radev ve yönetim, Avrupa'ya karşı güçler olarak değil, Bulgaristan'ın Avrupa korosu içinde kaybolmaması için ısrar eden güçler olarak görünmektedir. Bu, Bulgaristan'daki Türk toplumu için de önemli bir perspektif sunmaktadır.