Yalnızlığın beyin üzerindeki etkileri yeni bir araştırmada ortaya çıktı. Araştırmaya göre yalnızlık çeken kişiler, kalp atışlarını bir tehdit olarak algılayabiliyor. Bu durum, yalnızlığın neden olduğu stres, depresyon ve bağışıklık sistemi bozukluğuna yol açabiliyor.
Uzun süredir psikologlar yalnızlığı, arzulanan sosyal temaslarla gerçek temaslar arasındaki uyumsuzluk nedeniyle ortaya çıkan bir rahatsızlık olarak tanımlamışlardır. Ancak yeni veriler, bu durumun çok daha fazla nüans içerdiğini ve beynin negatif duyguları işleme ile potansiyel tehlike sinyallerine verdiği tepkilerle derinlemesine bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Medical Xpress'in aktardığına göre, Hiroşima Üniversitesi'nden araştırmacılar tarafından yakın zamanda yürütülen bir çalışma, yalnızlık çeken kişilerin bedenlerinin iç sinyallerini olumsuz veya güvensiz olarak algıladıklarını ortaya koydu. Ekip, yalnızlık ile beynin vücut içi sinyallerini (örneğin kalp atış hızı) algılama ve yorumlama yeteneği arasındaki ilişkiyi genç ve sağlıklı öğrenciler üzerinde inceledi.
Biological Psychology dergisinde yayımlanan araştırmanın sonuçları, yalnızlık çeken gençlerin kalp atışlarını diğerleriyle aynı doğrulukta algıladıklarını, ancak bu beden sinyallerini çok farklı bir şekilde yorumladıklarını gösterdi. Yalnız katılımcılar, daha fazla rahatsızlık yaşadıklarını ve duygusal ile fiziksel deneyimleri düzenlemede kendilerini daha az yetenekli hissettiklerini belirttiler. Hatta kalp atışı gibi tamamen normal bir beden sinyali bile onlar için hoşnutsuzluk verici veya kaygı uyandırıcı bir hal alabiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü, dünya çapında yaklaşık her altı kişiden birinin yalnızlık yaşadığını ve bunun ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturduğunu vurguluyor. Doktorlar uzun süredir kronik yalnızlığın yüksek stres, depresyon ve bağışıklık sistemi bozukluğu gibi ciddi sağlık sorunlarıyla bağlantılı olduğunu biliyordu; ancak bu etkilerin ortaya çıktığı kesin mekanizma henüz net değildi.
Yeni araştırmalar, yalnızlık çeken kişilerin dört temel beden farkındalığı alanında (güven, öz-düzenleme, duygusal farkındalık ve kaygı eksikliği) daha düşük sonuçlar elde ettiğini gösterdi. Bu durum, yalnızlığın bedene verilen genel dikkat seviyesiyle değil, insanların bu sinyalleri duygusal olarak nasıl değerlendirdiği ve düzenlediğiyle bağlantılı olduğunu kanıtlıyor.
Araştırmacılar ayrıca, yalnızlık çeken katılımcıların beyin dalgalarının kendi kalp atışlarına karşı verdiği otomatik tepkilerin daha zayıf olduğunu tespit etti. Bu zayıf sinyal, duyguları ve öz-düzenlemeyi kontrol eden merkez olan beynin sol dorsolateral prefrontal korteksine kadar izlendi. Bu bulgu, depresyon, yaş veya cinsiyet gibi diğer faktörlerle açıklanamayacak şekilde, doğrudan yalnızlığa özgü bir durum olarak öne çıkıyor.
Elde edilen sonuçlar, 'yalnızlığın aşırı uyanıklık (hipervijilans) modeli' ile tam bir uyum içinde. Bu modele göre, beyin iç stres sinyallerini düzenlemekte zorlandığında, yalnızlık çeken kişiler potansiyel tehditlere karşı daha duyarlı hale geliyor ve sürekli tetikte kalıyor. Yeni araştırma, yalnızlığın yalnızca kişinin çevresindeki dünyayı algılama biçimini değil, aynı zamanda kendi bedenini nasıl hissettiğini de kökten değiştirdiğine dair önemli bir mekanizma ortaya koyuyor.