Icerige atla
Kültür ⭐ 75/100

Rodoplarda Terk Edilmiş Köylerde Evler Yıkılırken, Kiliseler Ayakta Kalmaya Devam Ediyor

Rodoplarda Terk Edilmiş Köylerde Evler Yıkılırken, Kiliseler Ayakta Kalmaya Devam Ediyor
Yaz Boyunca Malta'da İngilizce

Taştan, sessiz ve dirençli... Rodop Dağları'nın haritasından yavaşça silinen bir dünyanın anısını yaşatan yapılar, terk edilmiş köylerde ayakta kalmaya devam ediyor. İvaylovgrad'dan Yunan sınırına giden yol boyunca uzanan eski kiliseler ve evler, geçmişte bu topraklarda yaşamış Yunanları, Arnavutları ve Bulgar mültecilerin hikayesini günümüze taşıyor.

Yunan sınırına doğru ilerledikçe köyler giderek sessizleşiyor. Sviraçi hâlâ canlı ve nispeten kalabalık bir yerleşim. Mandrica'da ağırlıklı olarak yaşlılar ve yaz aylarında geri dönen mirasçılar yaşıyor. Dolno Lukovo neredeyse tamamen terk edilmiş durumda. Gorno Lukovo'da ise sessizlik, yıkılmaya yüz tutmuş evleri ele geçirmiş.

Yine de tüm bu sessizliğe rağmen kiliseler yerlerinde duruyor. Taştan duvarlarıyla sessiz ve dirençli bir şekilde, Rodoplar'dan yavaşça silinen bir dünyanın hafızasını koruyorlar. Bu dünya; Yunanları, Arnavutları ve Bulgar mültecileri, zengin tüccarları ve ipekböcekçilerini, mucizevi ikonaları ve gizlice inşa edilmiş mabetleri barındıran bir geçmişe ait.

Sviraçi'nin Mucizevi İkonası

Sviraçi, sınıra giden yolun ilk durağı. Bugün İvaylovgrad bölgesinin büyük köylerinden biri, ancak 20. yüzyılın başlarına kadar burada çoğunlukla Yunanlar yaşıyordu. Balkan Savaşları ve ardından Bulgaristan ile Yunanistan arasında yapılan anlaşmalar sonucu eski sakinler güneye göç etti, boşalan evlere ise Batı Trakya ve Anadolu'dan gelen Bulgar mülteciler yerleşti.

O dönemden kalan en önemli anı, 1859 yılında Yunan ustalar tarafından inşa edilen "İsveti Dimitar" (Aziz Dimitri) Kilisesi. Köyün merkezinde yükselen görkemli taş yapı, bir zamanlar burada zengin bir Hristiyan topluluğunun yaşadığını gözler önüne seriyor.

Kilisenin içinde Doğu Rodoplar'ın en ünlü kutsal emanetlerinden biri bulunuyor: Meryem Ana'nın mucizevi ikonası. Yöre halkı arasında "çarpıcı ikona" olarak bilinen bu kutsal nesne, her yıl 15 Ağustos'ta, yani Meryem Ana'nın ölümü yortusunda ziyaretçi akınına uğruyor. Ayin sonrasında inananlar ikonayı ellerine alıyor. Yerel rivayete göre ikona kendiliğinden hareket etmeye, titremeye ve hatta bazı kişilere fiziksel olarak çarpmaya başlıyor.

Bazıları bunu Tanrı'nın özel bir lütfu olarak yorumlarken, diğerleri kutsal emanetin insanın günahlarını ortaya çıkardığına inanıyor. Mucizevi ikonanın hikayesi bir buçuk asırdan fazla süredir kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Bu anlatı, hem eski Yunan sakinlerin hem de savaşlardan sonra köye yerleşen mültecilerin ortak hafızasının bir parçası. Ancak son 10 yıldır ikonayla ilgili ritüel gerçekleştirilmiyor. Bunun nedeni, İvaylovgrad bölgesinden sorumlu din adamının bu uygulamayı yasaklaması.

Bulgaristan'da Eşi Benzeri Olmayan Arnavut Köyü: Mandrica

Gorno ve Dolno Lukovo'daki bazı taş evler, onlarca yıldır boş olmalarına rağmen yıkılmamış. FOTOĞRAF: NENKO STANEV

Birkaç kilometre güneyde, Bulgaristan'ın tek Arnavut köyü olan Mandrica yer alıyor. Rivayete göre köy, 17. yüzyılda mandıracı ve inşaat işçisi olarak bölgeye getirilen Arnavut Hristiyanlar tarafından kuruldu. İlk yerleşimciler, günümüzde Arnavutluk ve Kuzey Yunanistan'da bulunan Korça ve Suli bölgelerinden gelmiş.

Zamanla yerel topluluk, Yunan kilisesinin ve eğitiminin güçlü etkisi altına girdi. Birçoğu evlerinde eski Arnavut lehçesini konuşmaya devam etse de kendini Yunan olarak tanımlamaya başladı. Balkan Savaşları ve özellikle 1913 yılından sonra Mandrica sakinlerinin büyük bir kısmı köyü terk ederek Yunanistan'a yerleşti. Yaklaşık 500 aileden sadece birkaç düzinesi kaldı. Göç edenler, Kuzeybatı Yunanistan'da anavatanlarının anısına "Mandres" adını verdikleri yeni bir yerleşim kurdular.

Mandrica bugün hâlâ Rodoplar'daki diğer köylerden farklı görünüyor. Dar sokaklarında, 18. ve 19. yüzyıllarda zengin Arnavut aileleri tarafından yapılmış devasa iki katlı kerpiç evler yükseliyor. Bazıları tipik Rodop evlerinden çok, Kuzey Yunanistan'daki şehirli Rum evlerini andırıyor. Zenginlik, hayvancılık, ticaret ve ipekböcekçiliğinden geliyordu; bu sektörler tüm bölgeye refah getirmişti. Bugün ise pencerelerin çoğu kapalı, en güzel yapılardan bazıları zamanın ağırlığı altında yavaşça yıkılıyor.

Az bilinen bir gerçek ise Mandrica'da iki kilise bulunması. Daha eskisi olan mezarlık kilisesi "İsveti Nedelya" (Azize Pazar?), 1708 yılında inşa edilmiş ve Doğu Rodoplar'ın en eski kiliselerinden biri olarak kabul ediliyor. Yerel halkın anlattığına göre Arnavut yerleşimciler eski vatanlarından bir ikonostasisin parçalarını getirerek yeni mabetlerinde yeniden birleştirmiş. Daha büyük olan "İsveti Dimitar" Kilisesi ise 1835 yılında inşa edilmiş. Üç nefli mimarisi ve güzel ahşap oyma ikonostasisiyle hâlâ köyün ruhani merkezi konumunda. Köyün üzerinde yükselen yüksek tuğla çan kulesi ise Mandrica'nın sembollerinden biri ve geçmişteki refahın bir kanıtı.

Dolno Lukovo'nun Gizli Mabedi

Efsaneye göre Dolno Lukovo'nun eski kilisesi bir haftada inşa edilmiş çünkü o dönemde garip bir yasa yürürlükteydi. FOTOĞRAF: NENKO STANEV

Mandrica'dan sonra yol Dolno Lukovo'ya uzanıyor. Bu köyün kaderi Sviraçi'yi andırıyor: 20. yüzyıl başına kadar çoğunlukla Yunanlar yaşıyor, savaşlar ve nüfus mübadelesinin ardından onlar da bölgeyi terk ediyor, yerlerine Batı Trakya'dan Bulgar mülteciler yerleşiyor.

Dolno Lukovo, eskiden bölgenin en zengin köyleri arasındaydı. Eski adı "Golyamo Suvanli"ydi. Sakinleri ipekböceği yetiştiriyor, Ege Denizi kıyılarıyla ticaret yapıyor ve görkemli taş evler inşa ediyordu. 19. yüzyılın ikinci yarısı, gerçek bir ekonomik yükseliş dönemiydi.

Köyün en büyük gururu, 1800 yılından kalma "İsveti Konstantin ve Elena" (Aziz Konstantin ve Helena) Kilisesi. Bu yapı, Doğu Rodoplar'ın en eski aktif mabetlerinden biri olarak kabul ediliyor. Yerel rivayete göre kilise sadece 7 gün içinde inşa edilmiş. Bunun nedeni ise ilginç bir Osmanlı yasası: Çatısı tamamlanmış bir bina yıkılamıyormuş. Sorun yaşamamak için köylüler gece gündüz çalışarak inşaatı birkaç günde bitirmeyi başarmış.

Dışarıdan bakıldığında bu mabet daha çok bir ahırı andırıyor. Zemine gömülü yapı, taş duvarlarıyla çevreye uyum sağlıyor. Ancak içeri girildiğinde eski bir ikonostasis, değerli freskler ve iki yüzyıldan fazla süredir değişmemiş bir atmosfer ziyaretçileri karşılıyor.

19. yüzyılın sonunda Dolno Lukovo sakinleri ikinci bir mabet daha inşa etmiş: "İsveti Arhangel Mihail" (Başmelek Mikail) Kilisesi. Görkemli üç nefli bazilika, Balkan Savaşları öncesinde yerel Hristiyan topluluğunun ne kadar kalabalık ve zengin olduğunu gözler önüne seriyor.

Bu mabetlerin önemi yerel tarihle sınırlı değil. Yıllar içinde İvaylovgrad bölgesindeki kiliselerden, bugün Kırcaali'deki Bölge Tarih Müzesi ve Sanat Galerisi'nde saklanan onlarca değerli ikona toplanmış. Bunlar arasında 18. ve 19. yüzyıl kilise sanatının nadir örnekleri bulunuyor. Uzmanlar, bu koleksiyonların bir bölümünü Güney Bulgaristan'ın en zenginleri arasında değerlendiriyor. Eserlerin önemli bir kısmı da İvaylovgrad çevresindeki köylerden geliyor.

Sözde 'çarpıcı' Meryem Ana ikonası. FOTOĞRAF: NENKO STANEV

Bugün kiliseler ayakta ama birçok eski ev bomboş duruyor. Dolno ve Gorno Lukovo'daki yapıların çoğu, yöresel masif taştan inşa edilmiş. Onlarca yıldır boş olmalarına rağmen birçoğunun duvarları sağlam kalmış, zamanın yıpratıcılığına direnerek inşaat ustalarının hünerini sergiliyor.

Gorno Lukovo'nun Son Bekçisi

Beyaz Irmak vadisinde daha yukarıda yer alan Gorno Lukovo, bugün Doğu Rodoplar'ın en tenha köylerinden biri. Bir zamanlar burada da kalabalık bir Hristiyan topluluğu yaşıyordu. Köyün bir okulu, bir kilisesi ve Ege Denizi kıyılarıyla aktif bağlantıları vardı.

O günlerden geriye birkaç güzel taş ev kalmış. Çoğunun pencereleri kapalı ve yavaşça yıkılıyorlar. Bu evlerin üzerinde ise taş çan kulesiyle "İsveti Atanasii" (Aziz Atanas) Kilisesi yükseliyor. Yöresel taştan inşa edilen ve asırlık ağaçlar arasında gizlenen bu yapı, Rodop peyzajının doğal bir parçası gibi görünüyor.

Buradaki sessizlik farklı. Küçük bir köyün sessizliği değil, sakinlerini kaybetmiş bir yerin sessizliği. Bu nedenle mabet, neredeyse kaybolmuş bir dünyanın son bekçisi gibi duruyor.

Köylere Meydan Okuyan Kiliseler ve Evler

Sviraçi'den Gorno Lukovo'ya sadece birkaç on kilometrelik bir mesafe var. Ancak bu kısa yol, birkaç yüzyıllık bir tarih yolculuğu sunuyor. Evlerini terk eden Yunan ailelerin, Rodoplar'da eşsiz bir köy kuran Arnavutların, Batı Trakya'dan gelip yeni bir hayat kurmaya çalışan Bulgar mültecilerin, ticaret ve ipekböcekçiliğinin getirdiği zenginliğin ve sınır boylarını yavaşça ele geçiren terk edilmişliğin hikayesi...

Kilisenin çan kulesi, Arnavutların yaşadığı bu eşsiz köyün sembollerinden biri. FOTOĞRAF: NENKO STANEV

İnsanlar gitti. Kimi yurt dışına, kimi büyük şehirlere göç etti. Evler yıkılıyor, bahçeler bakımsız kalıyor, okullar yıllar önce kapandı. Sadece kiliseler kaldı. Ve eski evler, yıkılmaya yüz tutmuş olsalar da, bu köylerin ne kadar zengin ve canlı olduğunu göstermeye devam ediyor. Belki de bu yüzden, bugün bu yapılar İvaylovgrad tepelerinde hâlâ yaşayan eski bir ihtişamın en doğru tarihçesi niteliğinde.

Üniversite Destekli Dil Okulu
Paylaş: