Vladimir Putin. Arşiv Fotoğrafı
Ivaylo Noyzi Tsvetkov, Deutsche Welle için kaleme aldığı analizinde Putin'in Ukrayna savaşını kaybedip kaybetmediği sorusunu ele alıyor. Analize göre Rusya Ukrayna'da ilerleyemiyor, Kiev'in dron saldırıları tüm 'maçın' seyrini değiştirdi ve Putin giderek 'özel askeri operasyonunu' kaybediyor. Ancak yazar, Putin'in savaştan vazgeçmeyeceğini çünkü vazgeçemeyeceğini belirtiyor.
Tsvetkov, sorunun bir bakıma yanıltıcı olduğunu, tümdengelimden çok tümevarıma dayanmak gerektiğini söylüyor. Batı medyası Putin'in savaşının I. Dünya Savaşı'ndan daha uzun sürdüğünü hatırlatırken, diğer tarafta 'revizyonist barışseverler' nükleer bir gücün savaş kaybedemeyeceğinde ısrar ediyor; sanki Vietnam ve Afganistan yaşanmamış gibi. Yazar, bu kişilerin 'nükleer caydırıcılık' kavramını bilmediklerini ve Putin'in canı sıkılınca Ukrayna'yı haritadan silebileceğini varsaydıklarını, bunun 'benim babam senin babandan daha güçlü' çocukluğunun bir yansıması olduğunu ifade ediyor.
Analizde, 'barış' adı altında sunulan bazı önerilerin aslında Ukrayna'nın topraklarından vazgeçip teslim olması anlamına geldiği vurgulanıyor. Yazar, Bulgaristan'daki yeni yönetimin Rus patriği Kirill ve Lukoil'in kurucusuna yönelik yaptırımları 'kendi ayağımıza sıkarız' gerekçesiyle reddetmesini eleştiriyor. Tsvetkov'a göre asıl tehlike, ölmekte olan bir rejime göz kırpmaya devam etmek. Bu durumu 'yeni bir politik bıyık altı gülüş' olarak niteleyen yazar, Bulgaristan'ın bir yandan Ruslara minnet borçlu olduğunu düşünüp diğer yandan Avrupa yanlısı görünmeye çalıştığını belirtiyor.
Ruslar derin uykudan uyanıyor mu?
Yazar, askeri boyuta dönerek Avrupa'nın genel olarak Zelenskiy'yi desteklediğini, ancak asıl 'kara kuğu'nun dron savaşı olduğunu söylüyor. İki yıl önce olmayan bu durum sayesinde Moskova ve St. Petersburg gibi Rusya'nın kalbindeki şehirlerin vurulabildiğini belirten Tsvetkov, bunun Putin ve ekibinin öngöremediği bir gelişme olduğunu ifade ediyor.
İkinci olarak, Afganistan derslerinin tamamen unutulduğunu söyleyen yazar, Rusya'nın aylık can kaybının yaklaşık 30.000 genç olduğunu (Rus medyasında rakamlar farklı) belirtiyor. Ancak bağlamın farklı olduğunu, Rusya'nın saldırgan olduğunu ve halkın giderek artan bir şekilde bu macerada ölmeyi kabul etmediğini vurguluyor. 50 yaş üstünde hâlâ destek olsa da, bunun üzücü bir psikolojik uyumsuzluk olduğunu söylüyor.
Yazara göre Rus toplumunun alt kesimleri bile bu kabustan uyanmaya başlıyor. Savaşı kaybetmek sadece cephede değil, geride de oluyor; milliyetçi propagandaya rağmen hoşnutsuzluk yayılıyor.
Tsvetkov, tüm bunları büyük bir üzüntüyle söylediğini belirterek asıl soruyu soruyor: Ya Rusya savaşı kaybederse? Geri çekilme imkansız görünüyor, Zelenskiy'nin şartlarını kabul etmek de öyle. Geriye iki alt soru kalıyor: Rus toplumu gerçekten savaştan yoruluyor mu, yoksa rejimi sonuna kadar destekleyecek mi? Yoksa Putin, tarihte yüzlerce kez olduğu gibi kaybettiği pozisyonu tırmandıracak mı? Teslimiyet hiçbir zaman seçenek olmadı.
Yazar, Ukrayna dronlarının askeri ve altyapı hedeflerini vurduğunu, Rusya'nın ise sivil hedefleri de vurduğunu hatırlatıyor. Rusya'nın ilerleyemediğini, çalmak istediği toprakların bile küçüldüğünü söylüyor.
Putin savaştan vazgeçemez
Rus halkının yakıt ve elektrik tedarikinde sorunlar yaşadığını, vergiler ve fiyatlar artarken rejimin tüm kaynağı savaşa yatırdığını belirten Tsvetkov, savaşın Sovyet tarzı vahşetle sürdüğünü söylüyor.
Putin'in kendisini analiz etmenin zor olduğunu, hem muhafazakar hem KGB eğitimli olduğunu, sonuna kadar Rusya'yı büyük güç olarak göreceğini, ancak 'neo-SSCB' projesini neredeyse her şey için Çin'e bağımlı hale getirdiğini ifade ediyor. Putin'in akıllı telefon ve bilgisayar kullanmadığını, Stalin tarzı bir iletişim ağına güvendiğini belirtiyor.
Analizin sonunda Tsvetkov, Putin'in savaşı kaybettiğini bildiğini ancak vazgeçmeyeceğini söylüyor. Ölmekte olan rejimin muhtemelen Moldova veya Ermenistan'a yönelik yeni operasyonlarla NATO'yu kışkırtmaya çalışacağını tahmin ediyor. Putin rejiminin çöküşte büyük bir kaos yaratmaya çalıştığını belirten yazar, savaşın asıl cephenin zihinde olduğunu vurguluyor.