“Uzun zamandır ilk defa, bir Bulgar başbakanının Brüksel’e gitmesi beni rahatlatıyor. Önceden rahat değildim.” Prof. Daniel Vılçev, BNT’de yayınlanan “Denyat zapochva s Georgi Lübenov” programında, Bulgaristan’ın AB’nin Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketini desteklemeyebileceği haberini böyle yorumladı. Bulgaristan’ın, pakette Rus patriği Kiril ve Lukoil’den Vagit Alekperov’un yer alması nedeniyle yaptırımları veto edeceği, hafta sonunda Brüksel’de Başbakan Rumen Radev tarafından açıklanmıştı.
Sofya Üniversitesi “Aziz Kliment Ohridski” Hukuk Fakültesi Dekanı ve eski başbakan yardımcısı ile eğitim bakanı olan Vılçev, bu yaptırımların kendisine çok önemli görünmediğini söyledi. “Benim için önemli olan Bulgaristan’ın AB içinde nasıl durduğudur” diyen Vılçev, sembolik yaptırımların hayranı olmadığını ekledi. “Eğer gerçekten savaşan taraflardan birini, nihai veya en azından geçici bir anlaşmaya varılması için baskı altına alma özelliği taşıyorlarsa, bu anlamlı olurdu. Rus patriği konusunda, sanırım herkes hemfikirdir ki, hiçbir fiili anlamı yok. Bu, bir ulusun savaşta olması nedeniyle o ulusun ruhani liderini cezalandırdığınız sembolik bir eylemdir. Bu bana pek iyi bir fikir gibi gelmiyor.”
Prof. Vılçev, Lukoil’in Bulgaristan’a 1999 yılında girdiğini ve dönemin Başbakanı İvan Kostov hükümeti tarafından davet edildiklerini hatırlattı. “Herhangi bir yanlış anlaşılma olmasın, çünkü bir grup Rus hayranının onları Bulgaristan’a davet ettiği izlenimi kalıyor. Daha sonra bu şirket Lukoil’e çok büyük yatırımlar yaptı ve rafineriyi Balkan Yarımadası’nın en büyüğü haline getirdi.”
Ona göre şu anda çok önemli bir diğer soru da “Bulgaristan’ın, herhangi bir nedenle bazı durumlarda başta AB Komisyonu olmak üzere diğer devletlerin çıkarlarıyla örtüşmeyen kendi çıkarını ortaya koyma özgüvenine sahip olup olmadığıdır.”
Prof. Vılçev’e göre diğer büyük soru ise Bulgar ulusal çıkarını kimin belirlediğidir. “Bu soru son yıllarda biraz bulanıklaştı. Bulgar vatandaşları mı Bulgar ulusal çıkarını belirliyor? Onlar parlamentodaki temsilcilerini, oradan da hükümeti seçiyorlar ve bu hükümetin Bulgar halkının nabzını tutması gerekiyor. Yoksa hükümet herkesten daha iyi bildiği özgüvenine sahip ve Bulgarların ne düşündüğüne bakmaksızın politika mı yürütüyor? Bir de sorunun üçüncü bir tarafı var - bir devlet AB içinde bir konuyu sert bir şekilde ortaya koyduğunda, her zaman onu sonuna kadar savunmuyor.”
Ona göre uzun yıllardır bir Bulgar dış politikası olmamıştır. “İnanın bana, ülkede olup bitenlerle, kamu hayatıyla vs. ilgilenen biri olarak dışişleri bakanının adını söylemekte tereddüt ediyordum.”
Prof. Vılçev’in sözlerine göre, bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde büyük olasılıkla inisiyatif komiteleri tarafından desteklenen veya aday gösterilen adaylar yarışacak. “Bu konuda hiçbir tereddütüm yok. Belki Sayın Kostadinov bir istisnadır; o geleneksel olarak Vızrajdane’nin adayıdır ve bu, son birkaç cumhurbaşkanlığı seçiminde verdiği bir tür konumlandırma ve işarettir.”
“Progressivna Bılgariya”nın sonbahardaki seçimler için cumhurbaşkanı adayı olma olasılığını reddetmedi ancak kesin bir cevabı erteledi. “Eylül gelsin, düşünürüz. Bu benim çocukluk hayalim değil, o yüzden olmayan yerde entrika yaratmayalım.”