Bulgaristan'daki eğitim sisteminde çanlar çalıyor. Milli Eğitim ve Bilim Bakanlığı Eğitim Enstitüsü'nden Dr. Georgi Staykov'un değerlendirdiği PISA 2025 araştırması, öğrencilerin okula gitseler bile derse girmediklerini ortaya koydu. Araştırma, disiplinsizlik ve devamsızlık konusundaki endişe verici tabloyu net bir şekilde gözler önüne serdi.
Verilere göre, 15 yaşındaki Bulgar öğrencilerin yüzde 42'si araştırmanın yapıldığı son iki hafta içinde en az bir derse girmedi. Öğrencilerin yüzde 48'i ise en az bir tam gün okula gitmedi. Staykov'a göre düşük notların arkasındaki asıl sebep, uzun süredir konuşulan ancak çözülemeyen disiplinsizlik ve derse düzenli katılım eksikliği.
"Bulgar çocuklar okula mı gidiyor, yoksa sadece okulun kapısına kadar mı geliyor?" diye soran Staykov, öğrencilerin zorlandıkları matematik, Bulgarca ve yabancı dil derslerinden kaçtığını belirtti. PISA 2025 verileri bu durumu rakamlarla doğruluyor: Derse katılmama oranında Bulgaristan, OECD ortalamasının çok üzerinde. OECD ülkelerinde son iki haftada en az bir derse katılmama oranı yüzde 24, tam gün devamsızlık ise yüzde 22 seviyesinde.
Sadece devamsızlık değil, sınıflardaki ortam da eğitimi engelliyor. Öğrencilerin yüzde 41'i, gürültü ve disiplinsizlik nedeniyle fen bilimleri derslerinin çoğunun veya tamamının kesintiye uğradığını söylüyor. Öğrencilerin yüzde 47'si ise sınıf arkadaşlarının öğretmeni dinlemediğini belirtiyor. OECD ortalamaları ise sırasıyla yüzde 31 ve yüzde 29. Bu durum, sorunun sadece ders kitaplarında veya zor sorularda değil, bizzat sınıf ortamında olduğunu gösteriyor. Bu karanlık tablo, 2022 PISA araştırmasında da ortaya çıkmıştı; o dönemde öğrencilerin yüzde 41'i matematik derslerinde rahatça çalışamadıklarını, yüzde 48'i ise sınıf arkadaşlarının öğretmeni dinlemediğini ifade etmişti.
Staykov'un dikkat çektiği bir diğer büyük sorun ise okullar arasındaki devasa uçurum. Bulgaristan'da çocuğun hangi okula düştüğü her şeyi belirliyor. İyi bir okul güçlü bir eğitim sunarken, başka bir okulda şansları aniden azalıyor. OECD verileri de matematik sonuçlarındaki farkın katılımcı ülkeler arasında en yüksek seviyelerden biri olduğunu ve sosyal kökenin başarıyı güçlü şekilde etkilediğini doğruluyor. Staykov, OECD'nin hedeflediği modele işaret ederek, en iyi okulun ailenin evine en yakın olan okul olması gerektiğini, veli ve çocukların birkaç "elit" okulun peşinden koşmak zorunda bırakılmaması gerektiğini vurguladı.
Evlerde de endişe verici bir uzaklaşma var. 2025 yılında Bulgar öğrencilerin yüzde 60'ı, ebeveynlerinin haftada en az bir kez okulda ne yaptıklarını sorduğunu belirtti. Üç yıl önce bu oran yüzde 68'di. Okulla ilgili sorunlar hakkında haftada en az bir kez ebeveynleriyle konuşanların oranı ise yüzde 47'ye düştü (2022'de bu oran yüzde 57'ydi). Staykov, PISA'nın uzun yıllar başkanlığını yapmış Andreas Schleicher'a atıfta bulunarak, "Bugün okulda ne yaptın?" gibi basit bir sorunun bile çocuğun eğitime bakış açısını olumlu etkileyebileceğini hatırlattı.
Yeni sonuçlar, Bulgar eğitim sisteminin eski hastalıklarından biri olan ezberciliği de tekrar sorgulatıyor. PISA, öğrencinin dersi kelimesi kelimesine tekrar edip edemediğini değil, öğrendiklerini gerçek hayatta kullanıp kullanamadığını ölçüyor. Staykov, "Artık bilgiler her yerde. Önemli olan çocukların bu bilgileri nasıl yorumladığı, nasıl kullandığı ve hayata uygulayıp uygulayamadığı" dedi. Bulgar eğitiminin en büyük zayıflıklarından biri tam da burada yatıyor. Öğrenci bir formülü veya kuralı ezberleyebilir, ancak asıl sınav bilgiyi bağdaştırmayı, durumu değerlendirmeyi ve mantıklı bir karar vermeyi gerektirdiğinde başlıyor.
Yeni PISA raporu, sorunun artık sadece "zor sorularla" açıklanamayacağını gösteriyor. Öğrencilerin neredeyse yarısı tam gün devamsızlık yaparken, yüzde 40'tan fazlası dersleri kaçırıyor ve çok büyük bir kısmı gürültü ve kargaşa içinde öğrenim görmeye çalışıyorsa, sorun çok daha derin demektir. Asıl soru şu: Okul, çocukları kendi eğitimlerinin bir parçası yapmayı ve onları içeride tutmayı başarabiliyor mu?