Icerige atla
Genel ⭐ 75/100

Dört Kara Geminin Japonya'yı ve Dünyayı Değiştirdiği Gün

Dört Kara Geminin Japonya'yı ve Dünyayı Değiştirdiği Gün
Dil okuluna gel, çalışarak ödediğin parayı geri kazan! Nasıl? →

8 Temmuz 1853... Japonya'nın küçük Uraga köyü sakinleri, o gün ufukta daha önce hiç görmedikleri bir şey fark etti. Dört devasa gemi yavaşça belirdi. Yüksek bacalarından yoğun siyah duman bulutları yükseliyor, karanlık gövdeleri denizin ışığını adeta yutuyordu. Halk daha önce böyle bir şey görmemişti.

Haber yangın gibi yayıldı. Ejderha, canavar, dev... Herkes gördüğünü hayal gücünün elverdiği kadar korkunç tarif ediyordu. Ülkede bu gemilere 'Kurofune' yani 'Kara Gemiler' adı verildi. Çoğu kişiye göre bunlar felaketin habercisiydi; bazılarına göreyse başka bir dünyadan gelen yüzen canavarlardı.

Japonların o an bilmediği şey, bu dört geminin iki yüzyılı aşkın bir dönemi sona erdireceğiydi.

İki Yüzyıl Kapalı Kapılar Ardında

17. yüzyılın başından itibaren Japonya, 'sakoku' olarak bilinen bir politika izliyordu: dış dünyadan neredeyse tamamen kopuş. Yönetimdeki Tokugawa Şogunluğu, Avrupalı güçlerin sömürgeci hırslarından ve ülkede giderek taraftar kazanan Hristiyanlıktan korkuyordu. Bu yüzden kapılar kapatıldı.

Japonların ülkeyi terk etmesi yasaktı. Yine de gidip dönen olursa onu idam bekliyordu. Yabancı gemilerin yanaşmasına izin verilmiyor, uluslararası ticaret minimuma indiriliyordu. Sadece küçük bir Hollandalı tüccar grubu, Nagasaki açıklarındaki Dejima adasına sınırlı erişime sahipti.

Avrupa Sanayi Devrimi'ni yaşarken Japonya, samurayların, şogunların ve asırlık geleneklerin dünyasında kendi halinde kalmaya devam ediyordu.

Davetsiz Gelen Amerikalı

Filonun başında 59 yaşındaki Amerikalı Komodor Matthew Perry vardı. Deneyimli bir subaydı ve amacına top gücüyle değil, teknolojik üstünlüğü göstererek ulaşacağını çok iyi biliyordu.

ABD artık Pasifik Okyanusu'na yönelmişti. Balina avcıları ve ticaret gemileri, Çin yolunda güvenli limanlara, kömüre, suya ve erzağa ihtiyaç duyuyordu. Washington, Japonya'nın kapılarını açması gerektiğine karar verdi.

Perry'nin elinde ABD Başkanı'nın bir mektubu vardı ve bunu bizzat Japon yöneticilere teslim etmesi gerekiyordu. Yerel yetkililer onu yabancılar için geleneksel liman olan Nagasaki'ye yönlendirmeye çalıştığında Perry reddetti. Koyda kalmakta ısrar etti ve yalnızca en üst düzey yetkililerle görüşeceğini söyledi.

Bu bir kararlılık gösterisiydi, aynı zamanda özgüven. Sözlerinin arkasında, Japonya'nın neredeyse hiç bilmediği toplarla donatılmış modern buharlı fırkateynler vardı.

Ülke Panik Eşiğinde

'Kara Gemiler'in ortaya çıktığı haberi başkent Edo'ya (bugünkü Tokyo) ulaştı. Şogunluk dehşete kapıldı. Amerikan taleplerini kabul ederse 200 yılı aşkın süredir korunan geleneği bozmuş olacaktı. Reddederse, teknolojisi ulaşılmaz görünen bir devletle savaş riskini alacaktı.

Yoğun istişareler başladı. Danışmanların bir kısmı yabancıların zorla kovulmasında ısrar ediyordu. Diğerleri bunun intihar olacağı konusunda uyarıyordu. Sonunda Japonlar mektubu kabul etti ve Amerikalılardan resmî yanıt için bir yıl sonra geri gelmelerini istedi. Perry ayrıldı. Ama herkes bunun son olmadığını biliyordu.

Bir Yıl Sonra Her Şey Değişti

1854'te Amerikalı komodor geri döndü; bu sefer daha büyük bir filoyla. Gösterilen askerî gücün baskısı altında Japonya, Kanagawa Antlaşması'nı imzaladı. Amerikan gemileri için ilk iki liman açıldı, gemi kazazedelerine yardım garanti edildi ve resmî diplomatik ilişkiler başladı. Böylece ülkenin iki yüzyılı aşkın izolasyonu sona erdi.

Samuraylardan Sanayi Gücüne

'Kara Gemiler'in ortaya çıkışından sadece on beş yıl sonra Meiji Restorasyonu patlak verdi. Eski feodal düzen yıkıldı. Samuray sınıfı ayrıcalıklarını kaybetti; demiryolları, fabrikalar, modern ordu ve ulusal eğitim sistemi inşa edilmeye başlandı. Değişim o kadar hızlıydı ki tarihçiler bugün hâlâ bunu insanlık tarihinin en başarılı modernleşme hareketlerinden biri olarak nitelendiriyor.

Matthew Perry ile karşılaşmanın üzerinden yarım yüzyıl bile geçmeden Japonya artık kapalı bir ada krallığı değildi. Çin'i yenen, 1905'te Rus İmparatorluğu'nu bozguna uğratan bir sanayi devletiydi. Bu olay Asya'daki jeopolitik dengeyi tamamen değiştirdi.

Tarihi Değiştiren Bir Gün

İlk bakışta 8 Temmuz 1853'te dramatik bir şey olmamıştı. Büyük bir savaş yoktu. Başkent düşmemişti. Barış antlaşması imzalanmamıştı. Yine de o gün, buharla hareket eden dört gemi, dünya tarihinin en uzun süreli gönüllü izolasyonlarından birini paramparça etti. Bazen dünya, topların gümbürtüsüyle değil, ufukta beliren birkaç karanlık siluetle değişir.

Gece Eğlen, Gündüz Öğren
Paylaş: