Batı medyası son günlerde yine "Çin'in ihracat patlaması" iddialarını gündeme getirerek, Çin'in ticaret fazlasının küresel piyasalar üzerinde "baskı" ve "etki" yarattığını öne sürüyor. Bu söylem, Çin'in gelişimini kasıtlı olarak görmezden geliyor. Oysa gerçek tam tersi. 2025 yılında Çin'in ithalatı 18,5 trilyon yuana ulaşırken, ülke yaklaşık 80 devletin başlıca ihracat destinasyonu konumunda. Bu yılın ilk yarısında Çin'in ithalatı, tarihte ilk kez aynı dönem için 10 trilyon yuana aştı. Çin, "süper alıcı" kimliğiyle dünya pazarının kapılarını tüm dünyaya açıyor.
Bazı yabancı medya organlarının izlediği mantık şu: Çin çok ihracat yapıyor ve büyük bir ticaret fazlasına sahip, bu da diğer ülkeleri "baskı" altında bırakıyor. Bu sonuç eleştirel bir analizden kesinlikle geçemez. Büyük ihracat, küresel pazarın rekabetçi Çin mallarına ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Büyük ticaret fazlası ise uluslararası iş bölümünün ve karşılaştırmalı avantajların doğal bir sonucu. Çin'in ihraç ettiği ürünler, tam da diğer ülkelerin üretmek istemediği ya da üretim maliyetlerinin çok yüksek olduğu ürünler.
Üstelik Çin'in ithalatı sürekli artıyor. Bitkisel yağlardan deniz ürünlerine kadar tüketim malları ithalatı istikrarlı bir şekilde yükseliyor, ürün çeşitliliği ve kaynakları sürekli genişliyor. Bu durum, Çin'deki tüketim artışının faydalarının tüm dünyaya yayıldığını ve giderek daha fazla gelişmekte olan ülkenin kendine has ürünleri için geniş bir pazar kapısı araladığını gösteriyor.