Geriye Sadece Sessizlik Kalıyor
Geçenlerde Facebook'ta, Okolçitsa'daki karavanda öldürülen çocukların annelerinden birinin, yani sözde 'sarı giyimli anneler'in verdiği ücretli (sponsorlu) bir ilan dikkatimi çekti.
Bu 'reklamı verilen' mesajın doğruluğunu garanti etmem mümkün değil, ancak sosyal medyanın reklamları üzerinde bir kontrolü olduğunu ve doğruluklarını garanti ettiğini varsayarsak; mesajda, 'hayatını kaybedenlerin' ailelerinin artık mülke ulaşma hakkı kazandığı, mülkün eteklerinde sahipsiz ve yalnız bir hayvan buldukları, onu yanlarına aldıkları, yanan kulübenin önünde ona rahat bir yatak hazırladıkları ve gelecekte de bu hayvana bakmak istediklerini belirttikleri yazıyordu.
Olması gereken de tam olarak buydu.
Çünkü onların yakınları ve çocukları kulübeyi ateşe verdi ve sadık köpeklerinin önce yanarak mı yoksa dumanından boğularak mı öldüğü hiç netleşmeden, canlı canlı yanmalarına ya da ateşten boğulmalarına göz yumdu. Kedilere ne olduğu ise hiçbir zaman öğrenilemedi.
Dolayısıyla, katilin ve öldürülenlerin yakınlarının zavallı bir hayvanı kurtarmaya niyetlendiğine dair, ücretli bir mesaj yoluyla bana ulaşan bu gözyaşları içindeki hikaye, beni hüngür hüngür ağlatacak kadar duygulandırdı.
Yine beni hüngür hüngür ağlatacak kadar duygulandıran bir diğer gerçek ise, öldürülen çocuğun annesinin, kendi evladını katleden kişinin ilahına tapmasıydı.
Ancak bunlar, katillerin ebeveynleri ile öldürülenlerin ebeveynleri arasındaki kişisel ve özel hukuki meseleler. Onları yargılamayacağım, her ne kadar anlamasam da.
Ancak asıl önemli olan, Bulgar devletinin bu olay karşısında ne yaptığıdır.
Bu konuda aşağıdaki bilgiler kamuoyuna geniş çapta yansımış durumda.
1. Kiril Petkov hükümeti, sözde yeşil ortaklarının geniş desteği, yeni seçilen Sofya belediye başkanı ve bir dizi sivil toplum ajanı tarafından da desteklenerek; bu sözde yeşil ve yazarın iddiasına göre ciddi verilerle pedofil bir örgüt olmanın mükemmel koşullarını yarattı ve işleyişine zemin hazırladı.
Esasen devletin tüm aygıtı, uzun bir süre boyunca 'çocukların rızasıyla cinsel istismarı' da içeren kutsal hedeflerine ulaşması için bu 'kutsal' örgütün faaliyetlerine, maddi destek de dahil olmak üzere, yardımcı olmak üzere seferber edildi.
Hipnotik maddelerin kullanılması ve üst düzey devlet adamlarının hipnoz altına sokulması ise bu örgütün hayatındaki sadece küçük bir 'ekstra' detaydı.
2. Tam tersini yapacağına içtenlikle inandığım Andrey Gyurov'un geçici hükümeti, bu konuyu derin bir sessizliğe gömdü.
Son günlerde öğrendiğimiz üzere, yasaların kendisiyle ilgili olduğunda pek de işlemediği bu hükümetin İçişleri Bakanı, siyasi alt metni olan bu suç hikayesini çözmek için ne zaman, ne istek ne de ihtiyaç buldu.
O zamanlar, tanıdığım ve saygı duyduğum Gyurov'un nasıl 'Petrohan' tutsağı haline geldiğini ve görev ve yetkileriyle tamamen çelişen bu tavrını sürdürmesi için ona tam olarak ne verildiğini (veya söz verildiğini) merak ediyordum.
Şimdi ona ne verildiğini ve söz verildiğini anlamaya başlıyorum, çünkü belli ki cumhurbaşkanlığı adaylığı o zamanlardan beri 'pişiriliyordu' ve PP-DB'deki 'iyiler' (anlaşılır nedenlerden dolayı) Petrohan konusuna karşı özellikle hassaslar.
Şimdi, cumhurbaşkanlığı adaylığı kesinleştiğine göre, bu adaylığın GERB tarafından da nasıl destekleneceğini, tıpkı mevcut hükümet montajı gibi hangi tür yamayla hayata geçirileceğini öğrenmemiz kaldı; çünkü onsuz hiçbir şansı yok. Ama bunu bir sonraki sefere bırakalım.
3. Düzenli hükümet ve en çok konuşan İçişleri Bakanı, bu suç-politik gerilim hikayesini çözmeyi kendi önceliği olarak görmüyor.
Çünkü bakan, Meclis kürsüsünden Desislava Atanasova'nın Peevski ile Dubai'ye gittiğine dair henüz gerçeğe dönüşmemiş 'verileri' okurken, aynı zamanda bu suç-politik kurgunun etrafındaki gerçekleri de bize anlatabilirdi. Anlatabilirdi ama istemedi.
Bakanın bu konudaki mütevazılığının, daha sonraki ihtiyaçlar için PP-DB ile ilişkileri korumak adına verilen siyasi bir 'sözden' mi kaynaklandığını, yoksa bakanın Atanasova'ya Kalushev'den daha mı fazla ilgi duyduğunu, ya da Allah korusun, bu İçişleri Bakanı'nın da Petrohan konusundaki gerçeği gizleme konusunda bir eğilimi olup olmadığını tahmin etmek bize kalıyor.
Sivil hayatta biz bu gerçeği gizleme işine yalan deriz, ancak hukuk daha özel bir terminoloji kullanır.
Yoksa Okolçitsa'da öldürülen çocuklardan birinin annesi, tarikatın sadık evcil 'favorilerinin' vahşice yakıldığı o yanmış evde, terk edilmiş bir hayvanı barındıracak.
Buna duygulanmamak imkansız...
(Facebook'tan)