50 yaşından sonra doğru seçilen saç rengi, yüzünüzün ve cildinizin görünümünü büyük ölçüde değiştirebilir. Çok koyu ve tek düze renkler bazen gölgeleri belirginleştirip yüz hatlarını sert gösterebilirken, daha yumuşak tonlar yüze ışık ve tazelik katar. Ünlü isimlerin kuaförü Chase Kusero, Parade dergisine verdiği demeçte olgun saçlar için en uygun 7 rengi sıraladı. Kusero'nun altın kuralı ise saç renginin cildin alt tonuyla uyum içinde olması, onunla çatışmaması yönünde.
Bal sarısı: Sıcak tenliler için en uygun seçeneklerden biri. Bal ve altın sarısı yansımalar, saçta hafif bir güneşten açılma etkisi yaratıyor ve yüzü çok sarı göstermeden etrafına daha fazla sıcaklık katıyor. Kusero, tek ve düz bir renk yerine birbirine yakın birkaç ton kullanmayı öneriyor. Bu sayede saç daha canlı ve hacimli görünüyor, doğal renk ile boyalı kısımlar arasındaki geçiş de çok daha yumuşak oluyor.
Altın bronde: Sarı ve kahverengi arasında kalan popüler bronde renginin en güzel hali. Altın tonlarında açık ve koyu tutamlar öyle bir harmanlanıyor ki, ortaya çıkan sonuç ne klasik bir sarı ne de sıradan bir kahverengi oluyor. Bu ton, saçını açtırmak isteyen ama tamamen sarıya geçmek istemeyen kadınlar için ideal. Altın yansımalar yüze daha fazla ışık verirken, saçın doğal derinliğini de koruyor.
Sıcak karamel kahve: Karamel tutamlar, daha koyu bir tabanı yumuşatıp saça hareket katabilir. Bu ton özellikle altın, şeftali veya zeytin alt tonlu ciltlerde harika duruyor. En büyük avantajı, esmer görünümünü korurken çok koyu kahve veya siyahın yarattığı o ağır kontrastı ortadan kaldırması. Kusero, yaş ilerledikçe bu tür sert kontrastlardan kaçınmayı tavsiye ediyor.
Yumuşak bal tonu: Burada modaya dönem dönem dönen o parlak turuncu-bakır renkten bahsetmiyoruz; söz konusu olan daha mat ve doğal bir bal rengi. Saçı çok çarpıcı göstermeden sıcaklık ve karakter katıyor. Kuaföre göre bu seçenek, özellikle bal tonları tek bir düz renk olarak değil de farklı seviyelere dağıtıldığında yüzü yenileyip çok daha canlı bir ifade kazandırabiliyor.
Şampanya sarısı: Kusero, daha soğuk alt tonlu ciltler için şampanya sarısını öneriyor. Bu renk, bej ve soğuk sarı arasında kalan açık bir ton; ancak çok küllü renklerin o grimsi veya neredeyse beyaz etkisini taşımıyor. Saçta açık ve parlak bir his bırakırken, yüzle çok sert bir tezat oluşturmuyor. Ayrıca doğal beyazlamaya geçiş süreci için de oldukça uygun.
Bej sarı: Bej sarı daha nötr bir tercih. İçinde ne çok baskın altın sarısı ne de aşırı soğuk tonlar var, bu da onu daha açık ve doğal bir sonuç isteyen kadınlar için ideal kılıyor. Yüz çevresinde saçın daha yumuşak görünmesini hedefliyorsanız çok işe yarıyor. Kusero'ya göre 50 yaşından sonra keskin kontrast içermeyen tonlar her zaman daha iltifatkar duruyor.
Soğuk küllü kahve: İngilizcedeki "mushroom brown" tabirinin Türkçedeki en doğal karşılığı soğuk küllü kahve veya gri-kahvedir; kelimesi kelimesine "mantar kahvesi" çevirisinden kaçınmak gerekir. Bu renk, kırmızı veya bal yansımaları olmayan, grimsi ve küllü alt tonlu mat bir kahverengidir. Soğuk alt tonlu ciltlere sahip, saçını koyu tutmak isteyen ama çok ağır görünmesinden kaçınanlar için uygundur. Derinlik katmak için daha açık küllü tutamlarla da kombinlenebilir.
Bir veya iki ton açmak yeterli olabiliyor: Kusero, 50 yaşından sonra çok koyu, düz ve monokrom renklerden kaçınılmasını tavsiye ediyor. Yaşlandıkça cilt, gözler ve saç arasındaki doğal kontrast azalabiliyor; çok koyu boya ise yüzdeki gölgeleri ve çizgileri daha da belirgin hale getirebiliyor. Çoğu durumda, mevcut rengi sadece bir veya iki ton açıp birkaç açık yansıma eklemek yeterli oluyor. Kuaföre göre bu işlem yüz hatlarını yumuşatıyor ve doğal gri veya beyaz saçlara geçişi kolaylaştırıyor.