"Andrey düzgün bir insan, harika bir ailesi var, güçlü ve net etik davranış kurallarına sahip" diyen tarihçi ve eski eğitim bakanı Prof. Veselin Metodiev, röportajında önemli değerlendirmelerde bulundu.
Röportajdan diğer öne çıkan başlıklar şöyle:
Kıskançlık, kötü niyet ve kabullenememek, Bulgar insanının aşırı kaygısını artırıyor; bu da toplumdaki nefretin nedeni.
Bölünme yaratmak güvensizliğe, güvensizlik de panik ve kaosa yol açıyor; bu ortamda aşırılıklar kazanıyor.
Önceki tam çoğunluk döneminden fark şu: İvan Kostov'un bir vizyonu vardı, şimdi ise bir "kurnazlık" söz konusu.
Kampanya, İliyana Yotova'nın Andrey Gyurov'u başbakan olarak atamasıyla başladı. Altı aydır ikisi de iyi bir performans sergiliyor; böyle bir şey bugüne kadar hiç yaşanmamıştı.
Siyasette sıradan insanların sayısı arttı. Daha fazla bilgi ve beceriye sahip olanlar için siyaset artık ilgi çekici değil.
Bir Bulgar ve vatansever olarak, Von der Leyen'in konuşmasında Bulgaristan'ın AB'nin stratejik bir görevinin parçası olarak anılması beni heyecanlandırdı. Bu şansı kullanacağımıza inanıyorum.
- Bu röportajı Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in yıllık konuşmasının ardından yapıyoruz. Onun mesajlarını siz nasıl okudunuz?
- Konuşmanın tamamını izlemediğimi, sadece haberlerdeki öne çıkan kısımları gördüğümü belirteyim. Farklı olan ve sempati duyduğum iki şey vardı. Birincisi Kanada Başbakanı Mark Carney. Bir süre önce Trump'ın yenilikleriyle ilgili bir röportajında değerler dünyasına dönmemiz ve Václav Havel'in "Güçsüzlerin Gücü" kitabını yeniden okumamız gerektiğini söylemişti. Böyle bir metin gördüğümde onu kaleme alan kişiye dikkat kesilirim. Şimdi aynı kişi, Carney, Kanada'nın AB'nin bir tür ortak üyesi olması önerisiyle yeni bir ton belirledi. Bu, çok sayıda insana yeni bir ivme kazandırıyor; Kanada devasa bir ülke. Salt ekonomik açıdan da çok iyi. Ayrıca değerler açısından da önemli, çünkü Kanada Avrupa değerlerinin gerçek bir dostu. Benim gibi biri için bu son derece güzel bir şey.
İkincisi ise bir Bulgar ve vatansever olarak beni heyecanlandıran nokta: Bu konuşmada, insanların ve malların hareketiyle ilgili stratejik bir görevin parçası olarak Bulgaristan'ın sahip olduğu imkânların açıkça anılması. Bu, AB'nin değerlerinden biri.
- Bulgaristan'ın Avrupa ile Asya arasındaki bu gelecekteki bağlantının merkezine yerleştirilmesi ne anlama geliyor?
- Asparuh'tan kalan bu armağanı unutmamamız gerektiğinin işareti: Bu topraklarda yaşıyoruz, böyle bir avantajımız var ve şimdi yeni altyapı çözümlerinin arandığı koşullarda bu avantaj somut bir ifade kazandı. Bulgaristan'ın bir şansı olmasından mutluyum. Bu şansı kullanacağımıza inanıyorum.
- Gelecek yıl AB'ye katılımımızın 20. yılı dolacak. Bulgar insanı kalbinde Avrupalı olmasına rağmen neden bu Avrupa'nın kendi Avrupası olup olmadığı konusunda hâlâ tereddüt ediyor? Rusya'nın etkisiyle birlikte seçim kampanyasına da giren bu konuda neden birlik sağlayamıyoruz?
- OECD üyesi olma isteğimizi örnek vereyim; Bulgaristan'ın ulaştıklarından sonra kendine hedef koyabileceği son büyük kuruluş bu. Orada bir ülkenin hangi durumda olduğunu değerlendiren kriterler hazırlanmış. Bunlardan biri öz değerlendirme, yani insanların kendilerini nasıl değerlendirdiği. Refahla ilgili ekonomik kriterlerin bir bölümünde çok iyi durumdayız. Öz değerlendirmede ise diğer AB üyesi ülkelerin aksine korkunç kötüyüz.
Bu aşağılık kompleksinin nedeni uzun bir konu ve o konuya girmek istemiyorum. Ben son 150 yılda Bulgar aydınlarının tarihine meraklıyım. Bu savrulmaları, korkuları, endişeleri biliyorum. Genel olarak böyle bir kompleksimiz var. Elbette bu kompleks, umutsuzluğa kapılmayan, tam tersine cesaret veren güçlü Bulgar aydın grupları tarafından dönem dönem saldırıya uğradı. Bulgar toplumu aslında bu tür küçük topluluklar sayesinde ilerliyor. Şimdi de öyle. 20 yıl önce de böyleydi, 120 yıl önce de. Bunu Fransa, hatta Almanya gibi büyük ülkelerde de görürsünüz. Zavallı ABD, Trump denen kişinin seçilmesiyle korkunç bir krize girdi. Orada da Amerikalıları cesaretlendiren ve "Hata yaptık ama ileriye gideceğiz" diyen bir aydın kesim var. Ve düzelecekler. Bulgaristan da öyle. Baktığım son kamuoyu araştırmasına göre yüzde 55'ten fazlası Avrupa'nın parçası olmamızı istiyor, yüzde 17'si istemiyor. Yıllar öncesinden farklı bir şey değil. Tam bir mutabakat hiçbir zaman olmayacak. Bunun da nedenleri var. Temel neden, AB'nin çok zor bir dönemden geçmesi ve hâlâ çıkamamış olması. Bazı insani hataları geride bıraktığımız ve tekrarlamayacağımız safça düşünülüyordu. Böyle bir şey yok; biz insanlar hatalarımızı tekrarlamayı severiz.
AB zor bir dönem yaşıyor. Bazılarının liberal demokrasiyi vurmak için "liberal" diye adlandırdığı aşırı şeyler yaşandı. Bu, Kremlin'in propagandası. Liberal olabilirler de olmayabilirler de ama aşırıydılar. Muhafazakâr da olabilirler ve yine aşırı olabilirler. Aşırılıklar zarar veriyor çünkü bölünme yaratıyor. Bölünme güvensizlik yaratıyor. Güvensizlik panik ve kaos yaratıyor. 2027'de bir Avrupa hayal edin: Paris'teki seçimleri Le Pen kazanmış, "Almanya için Alternatif" yüzde 50'nin üzerinde oyla birinci güç olmuş. Bu olabilir, çünkü kaos ve panik böyle sonuçlara da yol açar. Ama bu hiçbir şey ifade etmez, konjonktürdür. Tarihsel düşünceye sahip herkes bu konjonktürün kısa süre yaşayıp biteceğini bilir. Önemli olan teslim olmamak. Çok şey gördüm, mesleğim tarihçilik, o yüzden bu kadar sakimim. Bunu Avrupa tarihinden örneklerle de kanıtlayabilirim.
- Yani Avrupa'da şu anda olanlardan endişelenmemize gerek yok, çünkü kısa süreli mi olacak?
- Elbette. Başka bir şey yapmamız gerekiyor: Küçük, entelektüel, medya toplulukları olarak seferber olmalı, işimizi daha da iyi yapmalıyız. Durumun daha hızlı aşılmasının garantisi bu. Tembel olursak, ki bu Avrupa'nın güneyinde tipik bir özelliktir, o zaman tüm süreç daha yavaş ilerler.
- Bulgaristan'daki bölünmüşlüğün tembellikten değil de insanlar arasında ekilmeye devam eden nefretten kaynaklandığını düşünmüyor musunuz? Son yıllardaki siyasi kriz ve her konudaki bölünme buna örnek. Şimdi de "Petrohan" konusu...
- Kovid sonrası farklı bir şey var. Benim hissettiğim ve gördüğüm şey, öfkenin dozunun arttığıydı ve kendi kendime düşünmeye başladım: "İnsanlar neden bu kadar kötüleşti? Neden böyle kötü davranıyorlar?" Birkaç cevabım var. Birincisi, kıskançlık; "diğeri kadar iyi durumda değilim" duygusu kötü niyet doğurdu. Çevrenizde trajik bir durum olduğunda, insanlar öldüğünde, pandemi sırasında yaklaşık 38 bin kişi hayatını kaybetti, bu da başka tür bir öfke ve korku doğuruyor. Yani kıskançlıktan sonra korku da öfkenin bir başka etkeni. Buna geleneksel Bulgar dinsiz yaşam biçimini de eklersek; tevazuyu tanımıyoruz çünkü inançlı insanlar değiliz. Yumurtaların ne zaman boyandığını ve kozunakların ne zaman yapıldığını biliyoruz. Bizim Hristiyanlığımız bu, gündelik yaşama dair. Kıskançlık, kötü niyet, kabullenememek gibi tüm bu etkenler bu aşırı kaygıyı artırdı. Sadece siyasetçiler değil, toplum önündeki bazı isimler de öfkelendi ve korkunç kötü konuşuyor.
- Evet ama nefret ve bölünme siyasetçiler tarafından da ekiliyor.
- Çünkü siyasetçiler arasında sıradan insanların sayısı arttı. Bu başka bir sorun. Neden arttı? Çünkü daha fazla bilgi ve beceriye sahip olanlar mesleki tatmini siyasetin dışında buluyor ve siyaset onlar için artık hiç ilgi çekici değil. 90'lı yıllarda böyle değildi; bu da o dönemde siyasette neden bu kadar çok sıra dışı insan olduğunu açıklıyor. Çünkü o zaman kendini gerçekleştirme imkânları azdı.
- Peki bugün Bulgar insanının otoritesi kim? Bir şey söylediğinde herkesin yüzde yüz inanacağı biri çıkabilir mi?
- Dünyanın her yerinde büyük otoriteler genellikle yazarlar, sanatçılar, müzisyenlerdir. Onları milyonlar sever. Bizde bu, yüz binlerin saygısı ve sevgisi demek. O yüzden böyle insanların nasıl davrandığına bakıyorum. Bu yıl bir genç kız müthiş bir popülerlik kazandı ve otorite olup olmayacağını anlamak için nasıl konuştuğunu izlemeye başladım.
- Dara'yı mı kastediyorsunuz?
- Evet. Ekibindeki insanların ona tavsiyeler vermeye başladığını gördüm. İyi konuşmaya başladı. Bakanlar Kurulu binasında Sayın Radev'in önünde oldukça ciddi bir siyasi mesaj verdi. İnsanların ona ne için güvendiğini hatırlattı. Bir yıldız bu şekilde konuşmaya başladığında otorite olabilir. Hanımefendi olur mu bilmem, sadece bunun nasıl gerçekleştiğinin mekanizmasını anlatıyorum. Bulgaristan'da sanat dünyasında böyle insanlarımız var. İsim vermeyeyim çünkü çok öznel olur, bunlar benim sevdiklerim. Bir otorite herkes tarafından yüzde yüz sevilemez ama bu insanların büyük bölümü ulusal topluluğun öncülerinin ışığını taşıyor.
Yüzyılın başında, bilinçli ya da değil, birçok otoritenin yok edildiği bir dönem oldu. Çok üzüldüğüm, olağanüstü niteliklere sahip, yetenekli, sanki gökten inmiş insanlar vardı. Vera Mutafçieva böyle biriydi; onu otorite olarak yok ettik. Şimdi belki kitapları onu geri getirecek.
- 90'larla bir benzetme yaptığınız için konuyu başka bir benzetmeye taşıyayım: Bugün Rumen Radev, 25 yıldır, İvan Kostov ve sizin hükümetinizden bu yana ilk kez tam çoğunluğa sahip. Dışarıdan bakınca nasıl görüyorsunuz, nerede hata yapıyorlar?
- Kamuoyu araştırma şirketlerinden görüyorum ki bu yönetim üç ay bile dolmadan yüzde 10'un üzerinde güven kaybetti. Bu çok fazla. Bizim dönemimizle kıyaslarsam, yüzde 10'un aşınması için belki bir yıl gerekirdi. İlk fark bu. İkincisi liderlerin gücü. Sayın Radev bana göre 1997'deki İvan Kostov'a yaklaşamadı bile. Kostov'un önümüzdeki 4 yılda ne yapmak istediğine dair bir vizyonu vardı ve bunu yaparken neyi kaybedeceğinin bilincindeydi. Bunu dışarıdaki insanlar da görüyordu. Risk çok büyüktü. Bugün yürütme organının liderinin ne istediği belli değil. Kremlin'i dinlediği, herkese yaranmak istediği için onu suçlamak... Bu bir tür kurnazlık, bir "andreyçilik". İşe yaramıyor ve hiçbir vizyon değil. Bir miktar güveni korumanın bir yolu gibi ama görülüyor ki güven korunamıyor.
İkinci olarak, çoğunluğun lideri olmak; Tanrı aşkına Ekaterina Mihaylova'ya sorun, bu korkunç bir çile, çok zor. Sayın Vitanov'da bu zorlukları omuzlarında taşıdığı hissi yok. Hatta bana öyle geliyor ki onun için kolay. En azından verdiği izlenim bu.
- Belki de bugünkü milletvekilleri sizin döneminizdekiler gibi değil, daha itaatkâr.
- Farklı olabilirler. Ama zorlukların bir günlük yaşamı var, çünkü devasa bir mevzuatı yönetiyorsun.
- Reformlar için fırsatı kaçırıyorlar mı?
- Kendimi, eğitim bakanlığımı örnek vereyim, çünkü başka türlüsü ayıplamak olur. Bana yüzde 10'luk kadro azaltımı yapılması gerektiği söylenmişti. Bin kişinin çalıştığı arşivlerin eski müdürü olarak bunu kolay bir şey sanıyordum. Meğer 220 bin kadro varmış ve benim 22 bin kişiyi azaltmam gerekiyormuş. Rakamdan gerçekten korktum. Boş kadroları azalttım, çok vardı çünkü çocuk sayısı azalmıştı ama 22 bine ulaşmak mümkün değildi. Sonunda sonbaharda 8 bin 700 kişinin işinden ayrılması gerektiği ortaya çıktı. Bunu yaşadığım sürece unutmayacağım. Ama bunu başka bir şey için söylüyorum: Böyle korkunç şeylerle karşı karşıyaysan, onları yapmak zorundasın. Yoksa orada ne işin var, televizyona çıkmak için mi?
Değişim ve reform olarak beklediğim şey bizim dönemimizdeki gibi değil. Ben, Bulgar bankalarında 0 leva varken başbakan yardımcısı ve bakan olarak yemin ettim. Bu insanlar ise geçen yılın sonunda Bulgar bankalarının 100 milyar levası olduğunu açıkladığı bir dönemde yönetime geldi. Ama onların da büyük sınavları var; zor olan, harcamaları kısmaları gerekirken bunu yapmamaları. Yeni bütçeyi bekliyoruz.
- Yüksek Yargı Konseyi konusunda bir şeylerin değişeceğine dair beklentiniz var mı?
- O 11 kişinin bulunacağını düşünüyorum. Tanıdığım ve güvendiğim adayların bir kısmını görüyorum. Sayın Deçev'e bakanlık dönemindeki davranışlarından yola çıkarak güvendim. Yeni Bulgar Üniversitesi'nden meslektaşım Sayın Vuçkov'a da güveniyorum. İnşallah hepsi onlar gibi olur. Bunlar namuslu insanlar; hatta 90'lardan kalma çok sevdiğim bir kelimeyi kullanayım: Bunlar düzgün insanlar. Bugün pek kullanılmıyor çünkü içi doldurulamıyor.
- Tam 20 yıl önce Demokratik Güçler Birliği'nin cumhurbaşkanı adayıydınız, bugün Andrey Gyurov'un girişim komitesindesiniz. Ona ne tavsiye edersiniz?
- Andrey ile konuştum; küçük adını kullanıyorum çünkü birkaç yıldır tanışıyoruz ve kişisel bir ilişkimiz var. Temel olarak yapması gerektiğini düşündüğüm şey, ki yapıyor da, kendine mutlak sadık kalması. Çünkü o düzgün bir insan, harika bir ailesi var, güçlü ve net etik davranış kurallarına sahip. Bunu herkes başbakanlığı döneminde gördü. Girişim komitesi için beni aradığında hemen kabul ettim. Çok faydalı olacağına inanıyorum. Parti adayı olmayı reddetmesi doğruydu. "Aday olacaksam, bir tür sivil enerjinin adayı olurum" dedi. Bu enerji hem toplumda hem de girişim komitesinde var.
- Ama Gyurov ve Kandev daha çok TikTok kahramanlarına dönüştü; bu iyi bir şey mi?
- Bilmiyorum, sosyal ağlardan anlamam. Konuştuğum bir telefonum var, hava durumuna ve Manchester United'da neler olduğuna bakıyorum. Üniversitedeki gençlerle çok kolay iletişim kuruyorum, ekran kaydırıyor olsalar da. Gençlere giden yol buysa, iyi o zaman.
- "Değişime Devam" ve Demokratik Bulgaristan'ın GERB'in uzattığı eli reddetmesi hata mıydı? Kostov da ortak adaylıktan söz ediyordu.