Fransa'nın bir 'Işıklar Şehri' var, ancak Kuzey Bulgaristan çok daha egzotik bir efsaneye ev sahipliği yapıyor: 'Çamurlu Paris'. Gorna Oryahovitsa bölgesindeki Pırvomaytsi köyü, bu ilginç lakapla bir asrı aşkın süredir anılıyor. Köy, 1955 yılında Temnisko ve Sergyuvests tarihi yerleşimlerinin birleşmesiyle kuruldu.
Bu isim kulağa absürt bir fıkra gibi gelse de, aslında 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarındaki yerel elitin Avrupa özlemleri ile sert günlük gerçekler arasındaki ilginç çatışmayı yansıtıyor.
Taşrada Parisli Tavırlar
Osmanlı egemenliğinin sona ermesinin ardından Veliko Tırnovo ve Gorna Oryahovitsa çevresi gerçek bir ekonomik ve kültürel canlanma yaşadı. Zengin sebze yetiştiricileri, girişimci tüccarlar ve gurbetçiler sık sık Avrupa'nın büyük şehirlerine yolculuk etmeye başladı. Döndüklerinde de memleketlerine en son Fransız moda trendlerini, zarif tavırları ve Avrupai bir özgüven getirdiler.
O dönemki Sergyuvests ve Temnisko sakinleri kısa sürede yüksek beklentileri olan insanlar olarak ün kazandı. Sokaklarda şık takımlar, silindir şapkalar ve bastonlarla dolaşan beyefendilere, Avrupa modasına uygun elbiseler giymiş hanımlar eşlik etmeye başladı. Ancak bu zarif tablonun çok büyük bir eksiği vardı: Altyapı. Sonbahar ve ilkbahar aylarında köyün asfaltsız sokakları, geçilmesi imkansız, yapışkan ve yoğun bir çamur denizine dönüşüyordu.
Paris kıyafetleri ile dizlere kadar çamura batmış ayakkabılar arasındaki bu tezat, Gorna Oryahovitsa'daki komşularının da dikkatini çekti. Komşular hafif bir ironiyle köye 'Paris' lakabını taktı ama mutlaka bir de açıklama ekledi: 'Çamurlu'.
Praglı Mühendisler ve Parisi Gece Hayatı
Ancak köyün Avrupai ruhu sadece bir illüzyondan ibaret değildi. 1884 yılında Yantra Nehri üzerine, köyü Gorna Oryahovitsa'ya bağlayan etkileyici bir taş köprü inşa edildi. Çek mühendisler tarafından Prag'daki ünlü Charles Köprüsü'nün modeli baz alınarak tasarlanan bu köprü, yerel halka Avrupa'nın kapısına adım attıkları hissini veren mimari bir güven sağladı.
Buna bir de taşrada eşi benzeri görülmemiş bir sosyal hayat eklendi. Köydeki kültür evleri, edebi akşamlar, bohem meyhaneler ve görkemli balolar, burayı tüm bölgenin gece hayatının buluşma noktası haline getirdi. Atmosfera o kadar Fransız kafelerini andırıyordu ki, köylüler bu takılmaca isimden alınmak bir yana, onu gururla ve sağlam bir Bulgar mizah anlayışıyla benimsediler.
Aradan on yıllar geçti ve bugün 'Çamurlu Paris' artık asfalt eksikliğiyle değil; Yantra Nehri kıyılarında nesilden nesile aktarılan canlı bir ruhun, kültürün ve ince bir mizah anlayışının simgesi olarak yaşamaya devam ediyor.