Icerige atla
Kültür ⭐ 80/100

Küllerinden Doğan Tiyatro Müziği Sonsuza Dek Değiştirdi: Bulgar İzi

Küllerinden Doğan Tiyatro Müziği Sonsuza Dek Değiştirdi: Bulgar İzi
Yaz Boyunca Malta'da İngilizce

3 Ağustos 1778'de Milano farklı bir sabaha uyandı. Şehrin kalbinde yeni bir opera binası kapılarını açtı: Teatro alla Scala. Daha ilk anından itibaren sadece bir sahne değil, dünya çapında bir kültür merkezi olma hırsını ortaya koydu. Bu güne giden yol ise hiç de pürüzsüz değildi.

Milano'nun Kaderini Değiştiren Yangın

Hikâye iki yıl önce, 1776'da, eski Regio Ducale tiyatrosunun kül olmasıyla başladı. Milano aristokrasisi için bu sadece bir bina kaybı değildi. Sosyal hayata, müzik geleneğine ve şehrin gururuna doğrudan bir darbeydi.

Operanın ritmiyle yaşamaya alışkın seyirci yeni bir ev istiyordu. Locaların sahibi aristokratlar, o dönem Milano'yu yöneten Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresia'ya dilekçeler yağdırdı ve kendi müzik tapınaklarını talep etti.

Bunun üzerine İmparatoriçe kararını verdi: Daha büyük, daha güzel, daha modern, dünyanın görmediği türden yeni bir tiyatro inşa edilecekti.

Operaya Tapınak Yapan Mimar

Maria Theresia bu görevi dönemin en saygın mimarlarından Giuseppe Piermarini'ye verdi. Piermarini, erken neoklasisizmin ruhunu taşıyan Luigi Vanvitelli'nin öğrencisiydi. Piermarini, hem görkemli hem de işlevsel bir tiyatro tasarladı. Bugün hâlâ dünyanın en mükemmel akustiklerinden biri sayılan bir salon yarattı. Ters at nalı şeklindeki salon, sesin canlı bir madde gibi akmasını sağlayacak şekilde düzenlenmiş localar ve büyük orkestralar ile karmaşık prodüksiyonlar için tasarlanmış bir sahne...

Yatırımcı Aristokrasi

Finansman, Milano soylularından geldi. Kendi localarının inşası için ödeme yaptılar; bu, erken bir kamu-özel ortaklığı örneğiydi. İmparatoriçe ise arsayı sağladı: Yıkılan 'Santa Maria della Scala' kilisesinin bulunduğu yer. Tiyatro adını da buradan aldı. Böylece La Scala, devlet iradesi, aristokrasinin altını ve mimari dehanın birleşiminden doğdu.

Avrupa'nın Nefesini Kesen Gece

3 Ağustos 1778'de tiyatro, o dönemin zirve ismi Antonio Salieri'nin 'L'Europa riconosciuta' operasıyla kapılarını açtı. Seyirci büyülenmişti: Salon altın ve kristalle parlıyor, akustik kusursuzdu ve sahne Avrupa'nın en büyüğüydü. La Scala anında bir prestij sembolü, yıldızların doğduğu ve müzik tarihinin yazıldığı bir yer haline geldi.

Yüzyıllar Boyunca La Scala

Verdi, Puccini, Bellini burada ilk kez sahne aldı. Toscanini ve Karajan burada orkestra yönetti. Müzikte, yönetmenlikte ve sahne tasarımında devrimler burada yaşandı. La Scala, sadece bir tiyatro olmaktan çıkıp dünya operasının standartlarını belirleyen bir kurum haline geldi.

Bulgar İzi

La Scala'daki Bulgar izi kalıcı ve çok derindir. Her şey, 20. yüzyılın ilk yarısında Milano'nun kendi priması olarak kabul ettiği mezzo-soprano Elena Nikolai ile başladı. Bulgaristan'da doğan, sanatsal olarak İtalya'da yetişen Nikolai, her rolü bir kader haline getiren nadir şarkıcılardandı. Seyirci ona 'ateş sesli kadın' derken, eleştirmenler onu döneminin en büyük isimleri arasına koydu. Elena Nikolai bir kurumdu; Bulgaristan'ına hakaret edildiğinde tokat atan kadın.

Onun ardından Boris Hristov geldi; sesinde kadim bir dağın ağırlığını taşıyan bas. La Scala'da II. Felipe, Boris Godunov, Mefistofeles ve Zekeriya rolleriyle zafer kazandı. Uzlaşmazlığıyla bilinen Milano seyircisi, ona ancak insan sesi kavramını değiştirebilen sanatçılara gösterilen saygıyı duydu.

Raina Kabaivanska bir sonraki Bulgar zirvesiydi. Onun Tosca'sı, Mimi'si, Desdemona'sı tiyatro hafızasında dramatik gerçekliğin şaheserleri olarak kaldı. Kabaivanska sadece La Scala'da şarkı söylemedi; onun efsanesinin bir parçası haline geldi.

Granit tınılı bas Nikola Gyuzelev de tiyatronun panteonuna girdi. Özellikle Nabucco ve Aida'daki Verdi rolleri, bir Bulgar sanatçının Milano sahnesindeki en güçlü varlıkları arasındaydı.

Krassimira Stoyanova, Bulgar varlığının çağdaş lirik direğidir. Temiz, berrak ve zarif sesi, La Scala'nın tekrar tekrar geri getirmeyi sevdiği seslerdendir.

Ve 21. yüzyılda Bulgar çizgisi Sonya Yoncheva ile devam ediyor; günümüzün en büyük küresel yıldızlarından biri. Onun Mimi, Tosca, Desdemona ve Medea'sı Milano'da birer olay olarak kabul ediliyor. Yoncheva, sadece konuk olmayıp tiyatronun çağdaş tarihinin bir parçası haline gelen nadir sanatçılardan.

Bulgaristan'ın La Scala'daki varlığı bir gelenek; küçük bir ülkenin dünyaya tüm zamanların en büyük sahnesine layık sesler verebileceğini kanıtlayan bütün bir kültürel çizgidir.

Deniz, kum, güneş ve İngilizce — Malta'da bir dil tatili! Programı gör →
Paylaş: